Kırma News

July 1, 2008

Kırma iki; Rus biçimciliği

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 9:15 pm

Rus biçimciliği Victor Shklovsky, Yuri Tynianov, Boris Eichenbaum, Roman Jakobson, Grigory Vinokur gibi Sovyet yazarları tarafından 1915-1930 yılları arasında geliştirilmiş bir edebiyat eleştirisidir. Şiir dilinin ve edebiyatın özerkliğini savunur. Mikhail Bakhtin ve Yuri Lotman gibi yazarları etkilemiş ve yapısalcılığın oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Roman Jacobson, daha sonra Çekoslovakya’ya giderek Prag dil bilim topluluğunu kuranlara katılır ve biçimciliğin Avrupa’da yayılmasına etkin olmuştur.

19. yüzyıl roman eleştirisi esere dönük değildi. Romanı anlamak için sanat eseri yerine sanatçının kendisine yönelirdi. Eserin sanat dışını anlattığı, sanatın işlevinin duygu anlatımı olduğu düşünülüyordu. Edebiyatı anlamak için tarihe, sosyolojiye, politikaya bakılıyordu. Fakat Rus biçimciler eserden hareket ederek, eseri anlamak için onun biçimsel özelliğinin, bir başka deyişle yazınsallığının ne olduğunun olduğunu sorguluyorlardı. Şiirin okura söyleyebileceği çok şey olabilir. Şairin okura hangisini anlatmak istediği anlaşılamaz.Bu noktada da dilin önemi ortaya çıkar.Gerçeklik yerine dil daha önemli bir kavram olarak belirir.Yazınsallık da bu dilin nasıl kullanılıcağı ile ilgili bir kavramdır.Standart dilin dışında , şiir dili vardır. Şiir dili standart dilden farklıdır ,standart dilden sapmadır.Standart dilin kurallarını yıkan bir dildir.Bu standart dilin de sapması 3 şekilde sağlanır.

  1. Fonolojik değişiklik
  2. Sentaktik değişiklik
  3. Semantik değişiklik

Bu değişiklikler ile şiir dili standart dilden farklılaşır.Ve bu şekilde şiir “defamiliarisation” yani “alışkankanlık kırma” ile bizde bir farkındalık yaratır. Dış dünyaya ,nesnelere ,davranış ve düşünüş biçimlerine baka baka bunları kanıksarız.Fakat şiir bu olağan kanıksamamızı kendine özgü diliyle kırar ve onları yeniden taze bir bakış açısıyla anlamamızı sağlar.Sanat dünyayı algılamamızda yeni bir yol getirir.bu standart ve şiir dilinin ayrılması ve şiir dilinin standartı yıkmasından sonra oluşan yenilikler de zamanla klişeleşir.Fakat eskinin yeni ile değişmesi geleneği her zaman yeniliği getirir.Dış dünya ,duygular, düşünceler ise ancak şiirin malzemesidir Bundan ötürüdür ki Rus Biçimcileri edebiyatın yalnız biçimsel nitelikleri üzerinde durdular çünkü yazınsallığı sağlayan yalnızca bunlardı.

Rus biçimciler arasında dilbilime daha çok önem veren ve yapısalcılığa geçişin temeli olan Roman Jacobson, dilin şiirsel işlevi ile diğer işlevlerden ayırarak, bu konuyu en iyi işleyen kuramcı olmuştur. Jacobson bir iletişim eyleminde altı öğe olduğunu savunur.Başta bir gönderici vardır; karşısındaki ile konuşan , ya da dersi anlatan, ya da mektubu, raporu, romanı yazan kişi olabilir. Göndericinin söylediği ya da yazdığına bildiri vardır. Bu bildirinin bir de alıcısı vardır.Bu üç öğe dışında bildirimin anlamlı ve ulaşılabilir olması için başka öğelere de gereklidir.Bu aktarımı ise bildirici yapar. Bu iletici elektronik posta yazı veya söz de olabilir. Bildirinin alıcılara anlaşılabilmesi için ortak bir kod ile (ortak bir dil, örneğin) ifade edilmesi lazım. Altıncı öğe ise bildirinin göndergesini oluşturan bağlam’dır.

June 28, 2008

Sütunludur.; Kürkçübaşı Ahmet Şemsettin Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 6:55 pm

Şehremini’de Millet caddesi ile Topkapı caddesi kavşağındaki cami Kanuni devrinde 1571′de yapılmıştır. Kargir, ahşap kırma çatılıdır, minaresi sağdadır. Son cemaat yeri 4 sütunludur ve sütun başlıkları korent tipidir.

Birbirine yakın iki kapıdan avluya girilir. Soldaki kapıdan girilince tuvalet aşağıdadır. Sağdaki kapıdan sağa doğru uzayan bahçenin üstü mezarlıktır.

Minaresinde bir güneş saati vardır.

Birbirine bitişik iki; Kayseri’de taş ve ahşap işlemeciliği

Filed under: Uncategorized — Tags: , , — admin @ 6:05 pm

Kayseri, Mimar Sinan ‘ın memleketi olarak mimaride olduğu kadar taş ve ahşap oymacılığında da oldukça ileridir. Sinan’dan önce 1238 yılında Selçuklu hükümdarı I. Alaeddin Keykubad’ın karısı Mahperi Hatun tarafından yaptırılan Hunat Camii ve Külliyesi’nin taş ve ahşap işlemeciliği orijinal halini korumaktadır. Ortasındaki kubbesi ve minaresi sonradan inşa edilen külliyenin doğu ve batısındaki tac kapıları Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Hunat Camii Külliyesi sağlam kesme taş işçiliği ve kaleyi andıran duvarlarıyla dikkati çeker.

Kayseri ili sınırları içerisinde yer alan Sultanhanı’nda da aynı üslubun uygulandığı taş işçiliği görülür. Keza; İstasyon Caddesindeki Hacı Kılıç Camii ve Medresesi ise II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu II. İzzeddin Keykavus zamanında 1249 - 1250 tarihinde yaptırılmış olup, birbirine bitişik olan cami ve medresenin kapıları da tıpkı Hunat Hatun Külliyesinde olduğu gibi ayni ustaların elinden çıkmışcasına aynı zarafettedir.

17. yüzyılda yapılan, Cumhuriyetin ilk yıllarında tadilat edilen Güpgüpoğlu konağında da yüzlerce yıl önceki desenlerin benzeri ağaç oyma bezemeler mevcuttur.

June 24, 2008

Yüksek olan çeşitli; Termonükleer silah

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 8:50 am

Döteryum ve trityum gibi hafif hidrojen radyoizotoplarının yüksek sıcaklıklarda kaynaşarak, çok daha ağır atomlara sahip helyum a dönüşmesiyle büyük miktarda enerji açığa çıkaran silah, hidrojen bombası. Gerekli yüksek sıcaklık fizyon ( atom bombası ) vasıtasıyla elde edilir.

June 23, 2008

Bir güneş; Güneş püskürtüsü

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 3:10 pm

Güneş püskürtüsü Güneş’in gazyuvarında (atmosferinde) gerçekleşen yeğin patlamalara verilen addır. Bu patlamalar milyarlarca megaton gücünde olup, genelde saatte 1 milyon km/saat hızla hareket ederler. Bu piskürtmeler yeryüzündeki iletişim ve güç ağlarını olumsuz yönde etkileyebilirler.

Konumsal olarak, Güneş’in tacında ve renkyuvarında (kromosferinde) bulunurlar. Onlarca milyonluk kelvin derecesine kadar ısınan plazma, eksicik ve önelcikleri çok yüksek hızlara ulaştırır. Üretilen elektromıknatıssal ışınım radyo dalgalarından gamaya kadar geniş bir tayf aralığını kapsar.

Güneş püskürtmeleri ilk olarak 1859 yılında gözlemlenmiştir.

June 21, 2008

Cami Kanuni devrinde 1571′de; Mersiye

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 1:10 pm

Mersiye, bir edebiyat terimi.

Divan edebiyatında ölen bir kimsenin yiğitliğini, cömertliğini iyiliğini, yaptıklarını övmek ve ölümünden duyulan acıyı dile getirmek için yazılan şiir türüne mersiye adı verilir. Kutsal günlerde, ölüm törenlerinde mersiye okuyan kişiye de mersiyehan denir. Mersiyeler genellikle mesnevi ve terkib-i bent nazım biçimlerinde yazılmıştır. Ünlü divan şairi Baki’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üstüne yazdığı Kanuni Mersiyesi, bu türün en güzel örneklerindendir. 8 beyitten oluşur. Arapça ve Farsca kelimeler cok olduğundan dili ağırdır. Aruz ölçusüyle yazılmıştır.

Diğerinin; Emek fazlası

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 1:35 am

Emek fazlası, Karl Marx`ın politik ekonomiyi eleştirisinde kullandığı bir kavramdır. İşçinin geçimini sağlayabileceğinden (”zorunlu emek”) fazla üretmesi sonucu ortaya çıkan emeğe denir. Marksist ekonomiye göre emek fazlası genellikle “ödenmemiş emek”tir ve emek fazlası kapitalist sistemin karının kaynağını oluşturur.


Emek fazlasının kaynağı

Marx, emek fazlasının kaynağını Kapital`in bir bölümünde şöyle açıklar:

“İnsanların, kendilerini hayvanların bulunduğu düzeyin üzerine çıkartmalarından ve böylece de emeklerinin bir ölçüde toplumsallaşmasından sonradır ki, birinin artı-emeğinin, bir diğerinin varlık koşulu olduğu durumlar ortaya çıkmıştır. Uygarlığın şafağında, emeğin kazandığı üretkenlik azdır, ama, aynı şekilde, gereksinmelerini karşılama araçları tarafından ve onlarla birlikte gelişen gereksinmeleri de azdır. Ayrıca, bu ilk dönemde, toplumun, başkalarının emeğiyle yaşayan kesimi, doğrudan doğruya üretici olan kitle ile karşılaştırıldığında, son derece küçüktür. Emeğin üretkenliğindeki gelişmeyle birlikte toplumdaki bu küçük kesim de, hem mutlak ve hem de nispi olarak artmıştır.[3] Bundan başka, sermaye, beraberinde getirdiği ilişkilerle birlikte, uzun bir gelişme sürecinin ürünü olan ekonomik bir topraktan doğar. Sermayenin temeli ve çıkış noktası hizmetini gören emeğin üretkenliği, doğanın değil, binlerce yılı kucaklayan bir tarihin armağanıdır.” [1]

Marx`a göre emek fazlasının belirgin bir hale gelmesi ticaretin gelişmesiye ve toplumun sosyal sınıflara ayrılmasıyla yakından ilgilidir. Kısa bir süre sonra üretim fazlası ortaya çıkmaktadır. Bundan sonraki kısım üretilenin nasıl dağıtılacağı gibi ahlaki-politik bir sorudur. Güçlü olan güçsüzü yener, yani büyük olasılıkla üst tabaka emek fazlasının kontrolünü ele alacak ve diğerlerinin emeğiyle yaşayacaktır.

June 20, 2008

Bahçenin üstü mezarlıktır. Minaresinde; Acem köstebeği

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 5:40 pm

Acem köstebeği (Talpa streeti), sadece İran ve kuzeybatı kısımlarında ve Türkiye’nin Hakkari bölgesinde yayılmış bir köstebek türüdür.

Vücudun üstü ve altı duman renginde, rostrum bölgesi daha açık renktedir. Kuyruk tek renk ve ucu uzun seyrek kıllarla kaplıdır. Düşmanlardan kendini en iyi koruyan türdür. Genellikle 1000 m. ‘den daha yüksek olan tarlalarda, çayırlıklarda, bahçelerde ve yaylalarda bulunurlar.

June 18, 2008

Kategoriye ayrılırlar.</BR> Kırma</br>; MSN Soapbox

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 2:25 pm

MSN Soapbox, Microsoft’un MSN çatısı altındaki video paylaşım hizmetidir. 19 Eylül 2006 tarihinde test yayınına başladı ve 16 Şubat 2007′de tüm kullanıcılara açıldı.

MSN Soapbox’ın özellikle 2006 yılında Google tarafından satın alınan YouTube ile ciddi bir rekabete girmesi bekleniyor. Videolar Flash ile paylaşılıyor, JavaScript ve AJAX teknolojisi kullanılıyor.


Özellikleri

  • Paylaşılan videoların boyutu 100 MB’den küçük olmak zorunda.
  • Videonuza kolay ulaşılması için onu bir kategoriye koyabiliyor
  • Video izlediğiniz sayfada başka videolara göz atabiliyor
  • RSS desteği kullanabiliyor
  • Windows Live Spaces profilinizi Soapbox ile de kullanabiliyor
  • Videoları web sitesinize veya günlüğünüze ekleyebiliyor


Dış bağlantılar

  • MSN Soapbox
  • SoapBox Adobe Demo Videosu
  • FLV (Flash Video) Converter, FLV Recorder & FLV Player Araçları Hakkında bilgi (Türkçe)
  • Adobe Media Player hakkında Bilgi(Türkçe)

June 17, 2008

Yaptırdı. Cami; Eldirek

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 9:15 pm


Eldirek ,Fethiye İlçesi”ne bağlı bir yerleşim birimidir.Köy halkı, geçimini turfanda sebzecilikle, özellikle domates yetiştirerek sağlamaktadır.Doğusunda Karaçulha,batısında Çatalarık,kuzeyinde Üzümlü ve güneyinde Çamköy vardır. Yaylada 2 cami,2 okul sahilde 3 cami bir okul vardır.Köy muhtarı Mustafa Taşkındır.Dört dönemdir bu görevi sürdürmektedir.

 Köy,geçimin hayvancılıkla sağlayan göçerlerin hayvanları için elverişli otlaklar bulmasıyla sonuçlanan bir yolculuk ve mücadele sonrası kurulmuştur.Köyün hem yayla hem sahil olrak kuruluş yeri gayet mantıklı yerlerde seçilmiştir.hem su kaynaklarına yakınlık hem de hayvancılığı ve çiftçiliği sürdürme açısından  "ovaların ve dağların" arasında kurulmuştur.
 Dere kenarında kurulu olması nedeniyle hem yaylada hem sahilde onlarca su değirmeni  olan bir yerdi.Şu anda sadece bir su değirmeni zamanın yıkıcı etkisine direnmektedir.

June 16, 2008

Kadar son; Father and Son

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 9:35 pm

Father and Son, Yusuf İslam’ın (eski adıyla Cat Stevens) 1970 yılında çıkarttığı Tea For The Tillerman albümünün 10. şarkısıdır. Cat Stevens klasikleri arasında önemli bir yere sahiptir. Söz ve müzik albümdeki diğer tüm şarkılar gibi Cat Stevens’a aittir. Şarkının toplam süresi 3 dakika 41 saniyedir. Bu şarkı, ilk piyasaya sürüldüğü albüm olan “Tea For The Tillerman” dışında 21 farklı albümde ve kayıtta daha yer almıştır.

Av tüfekleri;; AK-74

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 2:25 am
AK-47
AK-74
Genel Özellikler
Çeşidi Piyade Tüfeği
Üretildiği Ülke Rusya
Tasarımçı Mikayil Kalaşnikov
Hizmete Giriş Tarihi 1974
Versiyonları AK-74M, AKS-74, AKS-74U, RPK-74
Üretiliş adedi  ?
Fiziksel Özellikler
Namlu Uzunluğu 415 mm
Uzunluk 943 mm
Yükseklik ?
Ağırlık 3.3 kg
Atış Özellikleri
Namlu Çapı 5.45
Mermi Türü 5.45 x 39 mm
Merminin Çıkış Hızı 900 m/san
Etkili Menzil 500
Atış Değeri 600-650 mermi/dak
Yiv:  ?
Şarjor 30 mermi

AK-74 saldırı tüfeği, AK-47′nin 1974 yılında modernize edilmiş, daha küçük kalibreli mermi kullanan (AK-47′nin 7.62 x 39 mm mermisine karşılık 5.45 x 39 mm) versiyonu. Büyük ölçekte üretimi 1976 yılında başladı. En yeni versiyonu olan AK-74M, 1990′ların başından beri Rusya Federasyonu’nun ana saldırı tüfeğidir.


Ayrıca Bakınız

  • AK-47
  • AKS-74U
  • AK-101
  • AK-103
  • AK-107
  • GP-30
  • RPK-74

June 10, 2008

Ve sütun başlıkları; Sümbül Efendi Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: , , — admin @ 9:50 am

Kocamustafapaşa semtindeki Sümbül Efendi Camii‘nin esası 6 ve 7. yy.daki Andreas Manastırı’dır. Basil I ve Mikhail VIII zamanlarındaki kilise 1489′da camiye çevrilmiştir.

Üç avlu kapısı, iki giriş kapısı vardır. Giriş kapıları camekanlı bölmedendir. Bu kapılar son cemaat yerine açılır ve buradan iki kapıyla camiye girilir. Kürsü, minber, müezzin mahfili ahşaptır. İki kapı arasındaki mermer kitabe avlunun ortasındaki şadırvana bakar. Kocamustafa kapısından girişte sağ ve solda hazire ve sağda metruk ahşap ev bulunmaktadır.

Kubbe 4 sütuna yaslanır, iki apsid, iki nartekslidir. Sütun başlıkları yapraklı, monogramlıdır. Minare ortadadır. Sağda Safiye Sultan türbesi (babası Koca Mustafa Paşa Bursa’da gömülüdür), avluda 1493′de vefat eden Sünbüliye şeyhi Yusuf Sünbül Sinanüddin Efendi’nin türbesi vardır. Sümbül Efendi türbesi ile şadırvan arasında korumaya alınmış 500 yıllık selvi ve yanında beyaz mermer sütundan tarihi çeşme bulunur.

Kurumuş selvinin yanındaki mezarda Ali soyundan gelenler yatar. Hazirede Hattat Osman medfundur. Avluya girişte sağda vakıf, kur’an kursu, camiye girişte sağda hanımlar kur’an kursu ve cemaat yeri vardır.


Dış bağlantılar

  • [1]
  • [2]

June 8, 2008

Başlıkları korent; Prince of Persia

Filed under: Uncategorized — Tags: , , — admin @ 3:15 pm

Prince of Persia, 1989 yılında Ubisoft tarafından geliştirilen Platform türünde bir oyundur. Günümüze kadar yayınlanan kadar birçok değişik versiyonunun genel adı ve ilk versiyonudur.

Oyunun ilk kez 3D olarak; Prince of persia 3D adıyla çıkarılmıştır. Oyun çoğu eleştirmenden düşük not almış, beğenilmemiştir.

    2003 yılında Ubisoft firması Prince of Persia sersinin telif haklarını alarak Prince of Persia the Sands of Time, prince of persia Warrior Within, Prince of Persia the Two Thrones adıyla çıkarmıştır. Son olarak Ubisoft The Two Thrones oyununu Wii adlı oyun konsolu ve PSP adlı el konsoluna Prince of Persia Rival Swords adıyla çıkartmıştır.


Geçmişi

Prince of Persia serisinin başlıkları:

İsim Yayımcı Platform Çıkış Tarihi
Prince of Persia Brøderbund Apple II, Apple Macintosh, DOS, Amiga, Atari ST, Master System, Mega-CD, Game Boy, Game Boy Color,

NES, SNES, Sam Coupé, Amstrad CPC, ZX Spectrum, Game Gear, Turbo Duo, Mega Drive/Genesis

1989
Brøderbund Apple Macintosh, MS-DOS, SNES 1993
Prince of Persia 3D Red Orb Entertainment Windows, Dreamcast 1999
Gameloft Mobile phone 2002
Ubisoft PlayStation 2, GameCube, Xbox, Windows, Game Boy Advance, and Mobile phone 4 Kasım 2003
Prince of Persia: Warrior Within Ubisoft PlayStation 2, GameCube, Xbox, Windows, and Mobile phone 2 Aralık 2004
Ubisoft PlayStation 2, GameCube, Xbox, Windows, and Mobile phone 1 Aralık 2005
Ubisoft PlayStation Portable 6 Aralık 2005
Ubisoft PlayStation Portable, Wii 20 Mart 2007
Battles of Prince of Persia Ubisoft Nintendo DS 7 Aralık 2005
Prince of Persia: Ghost of the Past Ubisoft Unknown 1 Eylül 2007 Source Play.com

June 6, 2008

Yeri ahşap; Çavuşbaşı Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 5:25 pm

Çavuşbaşı Camii Mimar Sinan’ın 1538′de Abdi Subaşı ve Mahmud Ağa için yaptığı, İstanbul’da Sütlüce Hamam sokağında bulunan cami. Mahmut Ağa camii olarak da bilinir. Taş merdivenlidir. Duvarlar taş-tuğladır. Çatı ahşap ve kiremit örtülüdür. Avluda bir kütüphane ve mezarlık, bir türbe bulunmaktadır. Minaresi taştan, kürsü ve minberi ahşaptır.

June 4, 2008

Tuvalet aşağıdadır.; Soru (kavram)

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 12:40 am

Soru, cevap biçiminde bilgi talep eden dilbilimsel bir ifadedir.

Çeşitli türde sorular biçimlendirilebilir. Örneğin, bir soru aynı zamanda bir istek olabilir ve soru cümlesi şeklinde ifade edilebilir. Sorular rica ifadelerinin yanında normalde bir cevap temin etmek için kullanılan komutları da andırabilir. Aslında bazı ifadeler, örneğin “Tereyağını uzatır mısın?”, dilbilgisi kurallarına göre soru biçimindedir ama bir faaliyet isteği işlevindedir, cevap değil; bunlar burada değerlendirilmek yerine istek maddesi altında işlenecektir.

Konu başlıkları


Soru çeşitleri

Soruların çeşitli kullanımları vardır: Soru soranı araştırma yolunda yönlendirmek için kullanılabilirler (bak Sokrat Metodu). Cevabı beklenilmeyen ve etkili olsun diye kullanılan soru () bir noktaya dikkati çekmek için sorulur, ve bir cevap beklemez (genellikle cevap ima edilir ya da bellidir). Önceden varsayılan sorular, örneğin “Eşini dövmeyi bıraktın mı?”, şakaya vurmak ya da izleyiciyi utandırmak için kullanılabilir, çünkü kişinin vereceği herhangi bir cevap onaylamak isteyeceğinden daha fazla bilgi verebilir ya da ima edebilir. Sorular aynı zamanda sanat veya edebiyat eserlerinin başlığı da olabilir (örneğin Lev Tolstoy’un İnsana Ne Kadar Toprak Lazım? adlı hikayesi ve Peki Ya Bob? adlı film).


Dilbilgisi

Dilbilgisinde, çoğu dil, bildirim cümlelerinden sözdizim kullanılarak yaratılan soru cümlelerini, öneri belirten bildirim cümlelerinden ayırır. Diller tarafından soru sormak için kullanılan bazı düzenler aşağıdadır:

  • Farklı bir tonlama düzeni (genellikle cümle sonundaki kelimenin bir ton artırılarak telaffuzu)
  • İfadelerdeki her zamanki sözcük sırasından farklı olan belirgin bir sözcük dizimi (bak wh-eğilimi)
  • Türkçe’de bulunmayan kipi gibi dilek kipleri veya başka farklı bir fiil çekimi
  • Bir takı (cf Japonca ka, Mandarin Çince ma)

Farklı tipte sorular için başka düzenler ve yukarıda belirtilenlerin birleşimleri mümkündür. Örneğin, İngilizce’de genel cümleler için sözdizim kullanılır, ama “Sen ne yaptın?” (You did what?) gibi vurgulu sorularda sözcük sırası olduğu gibi bırakılarak tonlama arttırılır. İspanyolca’da sözcük sırası sadece soru zamiri olduğunda değişir (evet-hayır sorularında değil). Çince’de soruların sözcük sırası, uygun yerde wh-eğilimini yaratmak amacıyla bir takı eklenmesinin dışında, düz cümlelerde olduğu gibidir.

Latin alfabesiyle yazılan dillerde, cümlenin sonundaki soru işareti, soruların imla kurallarınca tanımlanmasına yardımcı olur. İspanyolca’da cümlenin başında ek olarak başka bir işaret eklenir (örnek: ¿Cómo está usted?).

İfade edişlerinde olumsuzluk olan “olumsuz sorular” vardır, örneğin “Pasaportun yok mu?” Bunların alışılagelmiş soru şekillerinden farklı onaylanma ve inkar yöntemleri vardır. Çeşitli dillerde cevapların başına gelen farklı edatlar vardır (örnek, Fransızca’da “si”; Almanca’da “doch”).

İngilizce’de yüklemin özneden önce gelebileceği üç cümle tipi vardır. Soru cümlesi bu tip cümlelerden biridir.
Örnek: Did you pick the car up from the shop?


Sorular ve cevaplar

En basit sorular doğrudan ya da ima ile, sınırlı ya da sınırsız cevap seçeneklerinden bilgi talep ederler. Kastedilen ve talep edilen bilgi sorgulayana sunulduğunda, soru cevaplanmış olur. Yani, sunulan bilgi cevaptır. Cevaplar doğru ya da yanlış olabilirler. Eğer sunulan bilgi asılsızsa cevap yanlıştır. Eğer cevap talep edilenin dışında bilgiler sunuyorsa, yanlış, uygunsuz ya da alakasız olarak adlandırılabilir. Bu ve diğer bazı durumlar şartlar ve çevreye bağlıdır: Bazen, “Bilmiyorum” uygun bir cevaptır, diğer zamanlarda ise doğru cevap olabilir. Aynı şekilde “Hiçbiri” ve “Yanıt yoktur” da doğru cevaplar olabilirler. Bir cevap eğer belirlenmiş seçenekler arasından gerçek bilgiyi sunuyorsa doğru cevap ya da doğru bir cevap olabilir. Bu tür basit sorular genellikle Kim, Ne, Hangisi, Nerede, Ne zaman, … midir gibi soru kelimelerini içerirler.

Diğer tür sorular bu kalıbın dışında kalabilir. Örneğin, “Neden” ve “Nasıl” ile başlayan sorular genellikle soruyu soran kişinin kafasındaki karışıklığı çözmek için bilgi talep ederler. Bu noktada sorunun sunuluş biçimi, sunulan bilgiden daha önemli olabilir. Sorgulayan doğru cevaptaki bütün bilgilere sahip de olabilir, ve asıl ihtiyacı bilginin daha kullanışlı (anlaşılır) bir biçimde ifade edilmesi olabilir.

Buda: “Bir soruyu cevaplamanın dört yolu vardır. Hangi dört yol? Kesin olarak cevaplanması gereken sorular vardır [açıkça evet, hayır, bu, şu]. Çözümleyici [terimleri tanımlayan ya da yeniden ve açıkça tanımlayan] cevaplarla cevaplanması gereken sorular vardır. Karşıt sorularla cevaplanması gereken sorular vardır. Bir yana konulması gereken sorular vardır. Bunlar sorularıcevaplamanın dört yoludur.”
İngilizce Kaynak


Öğrenme

Sorular asıl araştırmanın en basit safhasında kullanılır. Bilimsel Yöntemde, bir soru genellikle soruşturmanın temelini oluşturur ve gözlem ile varsayım safhaları arasında bağlantı olarak düşünülebilir. Küçüklü büyüklü her öğrenci soruları herhangi bir konuda bilgilenmek için kullanır ve “araştırılabilir” sorular yaratma kabiliyetini edinmek, öğrencilerin soruşturma eğitiminin ana kısmıdır. Öğrencinin cevaplarını Sokrat metodu ile sorgulamak bir öğretmen tarafından öğrenciyi direk bilgi vermeden doğru yola yönlendirmek amacıyla kullanılabilir ve öğrenciye mantıksal sonuç ve kanaatlar yaratma konusunda yardımcı olur.

Soruların, eğitimsel çerçevede yaygın ve benimsenmiş bir başka kullanılış yöntemi de öğrencinin bilgisini sınavlar aracılığı ile değerlendirmektir.


İlgili maddeler

  • Soru işareti


Kaynakça

  • Soruların ve Cevapların Mantığı (1976), Nuel D. Belnap and Thomas B. Steele.


Dış bağlantılar

  • Soru Sorma Sanatı

May 29, 2008

Tüfekleri yivli ve; Yalvaç, Isparta

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 6:30 pm

Yalvaç, Isparta iline bağlı bir ilçedir.
Yalvaç Isparta İline bağlı ve Isparta’nın 105 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. 1415 km2 yüzölçümünü sahip ilçe çok eski bir yerleşim yeridir. Birçok tarihi ve kültürel değerleri barındırmaktadır. Yalvaç kelimesinin lugat Anlamı “peygamber, resul, elçi, yol gösterici” olmakla beraber bu şehre verilmiş olması, buraya Selçuklular devrinde yerleşen Oğuz Türk oymağının “Yalvaçlılar” olmasından kaynaklanmaktadır. Oğuz hanın altı oğlundan (Dağhan) ın birinci kabilesinin adı (Salur) dur; ikinci kabilesi de (Eymir) dir. Bu iki ismi taşıyan mahalleler Yalvaç’ta vardır. Salur kabilesi ise (3) boya ayrılır: 1) İçeri ki Salurlular, 2)Dışarıdaki Salurlular, 3) Horasan Salurları. Bunlar cihan tarihinde mühim roller oynamışlar ve isimlerini son zamanlara kadar muhafaza etmişlerdir.
(Salur) boyları da üç kola ayrılmışlardır;

1-Yalvaç
2-Karaman
3-Anaböleği

Bunlarda ufak oymaklara ayrılıyorlar. (Meru) havalisinden cenuba, şarka, şimale küçük gruplar halinde dağılmışlar ve (Meru ve Tekeleri) ile karışmışlardır. Antalya Havalisine verilen (Teke) adı da (Salur) boyundan. Şu hale göre (Yalvaç)lar kuvvetli ve asil bir Türk Boyundandır ve Horasan diyarından Anadolu’ya gelmişlerdir.

1840 yılında İlçe teşkilatı kurulmuş, 1864’de belediye teşkilatı kurulmuştur. Yalvaç’a bağlı 13 belde ve 25 köy bulunmaktadır.

Konu başlıkları


Tarihçesi

Yalvaç, Türklerin Anadolu’yu fethinden önce Hititler, Makedonyalılar, Frigyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslıların idaresinde kalmıştır.

Tarih öncesi devirlerden başlayarak Yalvaç, tarihi kayıt ve belgelere göre İsa’dan sonra 60-75 yıllarında şehir niteliğinde olup yapılan araştırmalarda Roma döneminde önemli bir şehirdir. İsa’nın havarilerinden Paul’un buraya gelmesi ile Yalvaç dini bir merkez durumuna da gelmiştir ve dinsel günlerde burası bir ziyaretgahı olmuştur.Roma döneminde Yalvaç Pisidia bölgesine başkentlik yapmıştır ve adı Pisidia Antiokheia olarak geçer.

Türklerle yapılan savaşlar sonucunda Doğu Roma toprakları içinde bulunan Yalvaç Türkler’in eline geçmiş ve kentin adı, Oğuz Türkleri’nin Kayı Boyu’nun Salur ve Eymür kolları yerleşmiş ve bu kollardan biri olan Yalvaç bey’den ötürü de YALVAÇ olarak değişmiştir. Yalvaç kelime manası bakımında “Resul, Peygamber, yol gösterici” anlamına gelmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu Sultanlarından 1.Murat’ın oğlu Yıldırım Beyazıt’ın Hamitoğulları’ndan satın almasıyla Yalvaç ve yöresi Osmanlı idaresine geçmiştir.

Yalvaç bu tarihten sonra Isparta ve çevresi ile birlikte Hamit sancağı adı ile Konya’ya sonradan Isparta sancağı vasıtasıyla Bursa’ya ilçe haline geldikten sonra tekrar Konya’ya bağlanmıştır.Yalvaçta belediye teşkilatı ise l864 yılında kurulmuştur. Osmanlı idaresinde bulunduğu Süre içinde Yalvaç’ın tarihi gelişimi ile ilgili araştırmalar henüz tamamlanmamıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra Isparta’ya bağlanmış olan Yalvaç, bu yıllarda kültür ve uygarlık yönünden il merkezine fazla bağımlı kalmadan büyük gelişme göstermiştir


YALVAÇ - Psidia Antiokheia

Antiokheia, Akdeniz, Ege ve iç Anadolu bölgelerinin kesiştiği Göller Yöresi’nde, İsparta iline bağlı Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. En yüksek noktasında 1176 m. yüksekliğe ulaşan bir tepenin üzerine kurulu olan kentin kuzeyinde, güneybatı yönünde Gelendost ilçesini geçerek Eğirdir Gölü’ne ulaşan Anthius nehri akmaktadır. Kentin kurulu olduğu arazi doğuda Sultan Dağları, kuzeyde Karakuş Dağı, güneydoğuda Kızıl Dağ, güneybatıda Kirişli Dağ ve Eğirdir Gölü’nün kuzey sahiliyle çevrilidir.

Harita üzerinde Akdeniz’e yakınlığından dolayı Akdeniz iklim özellikleri göstermesi beklenirken, Toroslar’ın yükseltisi, ılıman iklimin iç bölgelere ulaşımını engellediğinden, bölgede Ege Bölgesi’nin iç kesimlerinin ve İç Anadolu’nun step ikliminin özellikleri görülür. İklimin etkisiyle, yörede ormanlık arazi yoktur ve sulak alanlarda kültüre edilmiş bitkiler dışında, arazide maki toplulukları görülmektedir.

Bölgeye hayat veren Sultan Dağları, yıllık ortalama zirvede 1000, yamaçlar da 500 milimetrelik yağış rejimiyle, kış boyunca aldığı kar ve yağmur yağışlarını nehirlere dönüştürerek platoyu beslemektedir. Antiokheia, diğer yamaç kentleri Neapolis, Laodiceia Katakekaumene ve Philomelium gibi Sultan Dağlan’nın bu bereketinden yararlanmıştır.

Bu coğrafya içinde Antiokheia, surlarla çevrili olan alanda 46 hektarlık bir arazi üzerinde kuruludur. Yerleşmenin teritoriumu (egemenlik alanı), güney doğudaki tepe üzerinde kurulu olan Men Askaenos kutsal alanındaki Men Tapınağı’ndan izlenebilmektedir. Kentin antik çağdaki teritoriumu yaklaşık olarak 800 kilometrekare olarak hesaplanmıştır.

1950 nüfus sayımı sonuçlarında, bölgede 40 köy bulunduğu ve yaklaşık 50.000 kişinin yaşadığı tespit edilmiştir. Roma çağında popülasyonun bundan biraz daha fazla olduğu düşünülebilir.

Yörenin sürekli sulanabilen verimli toprakları meyve yetiştiriciliği ve hay vancılığa uygun olup, olasılıkla Roma çağında İtalya’nın fakir bölgelerinden gelip yerleşen veteranlar (emekli lejyon askerleri) için de tarımsal faaliyetler bölge ekonomisinin itici gücünü oluşturmuştur.

Modern Yalvaç kasabası ise, merkezde 35.000, toplamda 100.000 kişilik nüfusla, yaklaşık 1400 kilometrekarelik alanda İsparta ilinin en büyük ilçesidir. Antiokheia ve Yalvaç karayoluyla Antalya’ya 230, Konya’ya 180, İsparta’ya 105, Akşehir’e 50 kilometre uzaklıktadırlar.
Kentin batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birlesen kapı, Anadolu’daki anıtsal girişlerin yaklaşık % 40′i gibi üç girişli, kemerli bir zafer takıdır Augustus Kutsal Alanı’na geçisi sağlayan Propylon’a benzer mimari ve plastik anlayışıyla inşa edilen kapı, Michigan Üniversitesi’nin 1920′lerde yaptığı kazılarda ilk kez ortaya çıkmıştır.

Bugün kapının temel seviyesinde görülen ayakları yanında sıralanmış olan parçaları, toplam yapının % 65′ini oluşturmaktadır.

ve onarım projesi hazırlıkları sürmektedir.D. M. Robinson başkanlığındaki ekipte bulunan mimar Woodbridge ve ardılı araştırmacılar, kapının kazısı sırasında bulunan bronz harflerin monte edildiği arsitrav üzerindeki delikler yardımıyla iç ve diş yüzdeki yazıtları çözümlemeyi başarmışlardır:

Stil ve isçilikte görülen farklar yapının I.S. II. y.y. baslarına tarihlenmesine ve II y.y. sonlarında değişikliklere uğradığının anlaşılmasına yardımcı olsa da, yapının Hadrian için I.S. 120′den sonra yapıldığı, 200′lere doğru kazanilan bir zafer anısına zafer takına dönüştüğü ve Caius Iulius Asper Pansinianus tarafından yenilendiği sonuçlarına stil kritiği yanında bu ilginç yazıtlar yardımıyla ulaşılmıştır.

Kapının orta giriş aksında, yaklaşık 7 m. uzaklıkta yarim daire seklinde ve yarıçapı 1.05 m. olan bir çeşme havuzu kalıntısı bulunmuştur.

Yaklaşık 2 m. genişliğinde ve 0.80 m. yüksekliğinde bir kanalın sonunda küçük bir şelale gibi durmakta olan bu su yapısı, kapıyı geçince girilen geniş avlu ortasında bulunmaktadır.Olasılıkla sıcak yaz günlerinde uzaktan gelen yabancılara ve yolculara hoş bir sürpriz yapmak için inşa edilmiştir olup,bağlı olduğu yapı veya su iletim sistemi kazılar sürdükçe anlaşılacaktır.


Augustus Tapınağı

Antiocheia’nın en etkileyici, en anıtsal yapı kompleksine, Propylon’un merdivenleri çıkıldıktan sonra ulaşılır. Kentin en yüksek noktasında kayaların azimle oyulmasıyla elde edilen düzlükte kurulu olan tapınak, Roma özelliği özenli cephe mimarisiyle ziyaretçiyi ilk anda hayrete düşürecek bir zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir.

Üst yapı lotus-pal met bezekli simanın çevrelediği, ortasında bir epifanı (Tanrının insanlara görünmesi) penceresi bulunan alınlık ve en üstte köse ve orta akroterlerle sonlanmaktadır. Cella duvarının üst bölümünde çepeçevre dolanan bir akanthus friziyle, yapının ornamental zenginliği tamamlanmıştır.

Tapınağın frizlerinin önemli bir bölümü kutsal alan ve Yalvaç Müzesi’nde korunmuştur fakat sütunlardan sadece birkaç parça kalabilmiştir.

Cephesinden, Propylon’da olduğu gibi 12 basamakla çıkılan tapınak 4 sütunlu bir prostylostur. Thorus ve trokhilostan oluşan Anadolu tipli kaidelere oturmuş 8.72 m. yüksekliğindeki yivli ve tamburlu sütunların üzerindeki Roma özellikli Korinth baslıklar, üç fascıalı arsitrav sırasını taşımaktadır. Arsitrav üzerindeki frizde boğa basları (bukranion) ve girlandlar islenmiştir. Antiochia’da 1913 yılında Ramsay tarafından başlatılan kazılarda ilk açılan alanlardan biri olan Augustus Tapınağı’ndan sorumlu heyet üyesi Callander, kazısına baslar başlamaz defterine “Augusteum” notunu yazmıştır.

Kutsal alan içindeki tapınağın yapımına olasılıkla imparatorun sağlığında başlanmış, ölümünden sonra da adına adanmıştır. Görünen yapı, girişini sağlayan Propylon’la çağdaştır ancak kayalığın daha erken dönemlerde başka bir kült için yapılmış olabileceğine dair boğa basları gibi izler de bulunmaktadır.

Tapınağın bulunduğu kutsal alan ana kayada düzleştirilirken, merkez aksta bulunan tapınağın podyumu için 2.5 m. yüksekliğinde, 14×28 m. boyutlarında ana kaya bloğu bırakılmıştır.Podyumun içi de, kült odası için oyulmuştur.

Yaklaşık 100×85 m. ölçülerindeki kutsal alanda, tapınağın arka kısmında yarim daire seklinde bir portiko (sütunlu galeri) bulunmaktadır. Portikonun sonlandığı köselerde de, kuzey ve güney kenarlarda uzanan stoalar başlamaktadır.

Kutsal alanı çevreleyen sütunlu portiko ve stoalar organik olarak birbirine bağlıdır ve kayaya oyularak kazanilan alanda,eksik bölümler yerel malzemeyle tamamlanarak inşa edilmişlerdir. Dorik Stoalar tek katlidir,yarim daire portiko ise, alt katta kaidesiz Dor, üst katta ise daha narin Ion düzenli iki kat sütun sırasından oluşmaktadır.Yapıyı çevreleyen bu koridorun rekonstrüksiyon denemelerinde ,150 civarında sütun kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Kayanın, kesildikten sonra bugün göremediğimiz çok sert bir sıva ile (stuko) kaplanmış olduğu 1924 kazısı kayıtlarından anlaşılmaktadır. Duvarlarda görülen düzenli dörtgen delikler,ikinci kati taşıyan ahşap hatılların geçme yerleridir. Düzensiz olan daha küçük delikler ise, yapım aşamasında iskelelerin kurulduğu ve daha sonra sıvayla kapatılan delikler olmalıdır.


Nympheum ve Su Kemerleri

Augustus Tapınağı’ndan Cardo’ya geri dönülerek, kentin kuzeyine ilerlendiğinde, Cardo’nun başlangıcındaki Nympheum’a (çeşme binası) ulaşılır. Geniş bir “U” seklinde planlanmış yapı, su kemerlerinden aktarılan suyu depolayıp düzenleyerek kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için yapılmıştır. Yapı, 27×3 m. boyutlarında, suyu toplayan bir rezervuar, 9 m. yüksekliğinde süslü bir cephe ve önündeki 27×7 m. boyutlarında , 1.5 m. derinliğindeki havuz kısımlarından oluşmaktadır.

Hemen arkasında da,yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağları’ndaki “Suçikti” kaynağından aldığı suyu kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan 800 metrelik su kemerlerinin günümüze ulaşabilen kalıntıları izlenmektedir. Yalvaç kasabası da, su ihtiyacını bugün ayni kaynaktan sağlamaktadır.

Nymheum’da yapılan kazılarda ancak temel kalıntılarının kaldığı anlaşılmış olup, süslü cephe mimarisinden kalan birkaç mermer parçası, olasılıkla benzerleri gibi sütunlar ve heykellerle süslü olan cephe hakkında fikir vermemektedir ve bugüne dek yapıyla ilgili isim veya tarih verecek herhangi bir yazıt da bulunamamıştır.

İmparatorluk döneminin planlı kentçilik anlayışıyla, kemer mimarisinin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan ve Anadolu’nun hemen her antik kentinde gördüğümüz su iletim kısminin belkemiği olan kemerlerin en güzel örneklerinden biri Antiocheia’dadır.

Özellikle Pax Romana (Augustus’la başlayan iki yüzyıllık barış ve refah süreci-Roma Barısı) ile başlayan hızlı kentleşme ve nüfus artısının getirdiği gereksinimi karşılayabilmek üzere, düzenli olarak kentlere su getirmenin en pratik yolu olarak kemerli sistemler inşa edilmiş, suyun basıncını karşılamak için oldukça sağlam inşa edilen kemerler günümüze dek ayakta kalabilmiştir.

Deniz seviyesinden 1465 m. yüksekliğinde olan Suçıktı kaynağından alınan su, bazen açılan kanallarda, bazen tüneller içinde, bazen de tek ya da iki katli kemerler üzerinde, pişmiş toprak ve tas künklerle , yaklaşık 11 km. boyunca arazinin eğimi ve karşılaşılan engeller veya dere yataklarına göre bulunan uygun çözümlerle, 1178 m. yüksekliğindeki Nympheum’un rezervuarına taşınmıştır.

Aradaki 287 metrelik kot farkı mesafeyle oranlandığında % 2.6′lik bir ortalama eğim ortaya çıkmaktadır. Bu eğimde suyun müthiş bir basınç uygulayacağı bilindiğinden, aşamalı olarak yavaşlatılan akış basıncı, sistemin sonundaki su kemerlerinden oluşan sifon bölümüne geldiğinde % 0.2′lik bir eğimle kontrol altına alınmıştır.

Uzun yılların deneyimiyle elde edilen bu kusursuz mühendislik uygulaması sayesinde, günlük ortalama 3000 metreküp su düzenli ve sorunsuz olarak, izleri her yerde görülebilen şebekeyle kente dağıtılmıştır. Çeşme binasının da bu hesaplamaya göre kentin yüksek kısımlarına su iletebilmek için en az 9 m. yüksekliğinde olması gerektiği yapılan hesaplamalar sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Su kemerlerinin 200 metrelik kısmı aralıklı bölümlerle ayakta kalmıştır.Yıkılan ve toprak altında kalan bölümlerin izi de, nympheuma dek izlenebilmektedir. Ayaktaki kemerlerin yükseklikleri 5-7 m. arasında değişmekte olup, harçsız blok örgüyle yapılmış ayaklar, ortalama 4 metrekare taban alanı ve 4 m. yüksekliğe sahiptir. Derinleştirilmiş anathrosysleriyle görünen yüzeyleri kabarık bosajlara kavuşmuş bloklar, yapının görünümündeki sağlamlık ve anıtsallığı arttırmış, kemer uçlarının oturduğu tabanlardaki silmeler de yapının hantallığını gizlemiştir.

Gerek kilit taslarında, gerekse silmelerde süsleme olmayışı, görünümden çok işlevselliğe önem verilmiş olduğunu göstermektedir. İki ayak arası açıklığı arazinin yapısına bağlı olarak 3.80-4.70 m. arasında değişmektedir. Kilit tasları bazen tek, bazen de birkaç tastan oluşmaktadır. Yarim daire seklindeki kalkık kemerlerin isçilikleri farklı olmasına rağmen, yapının tamamında bütünlük gözlenmektedir. Ve onca depreme rağmen yapının önemli bir kısmının ayakta kalması kemer mimarisindeki kusursuzluğa bağlıdır.

Üst yapı tamamen tahrip olmuştur ama, kemerlerin üstünde suyu taşıyan, ortalarında ortalama 25 cm. çapında akaç delikleri bulunan kanalların (specus canalis) izleri yıkıntılar arasındaki parçalarda görülmektedir.

Su kemerleri ve çeşme binası, Antiochia’nın Colonia Caesareia adını alıp, başkent konumuna ulaştığı I. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir.


Merkezi Kilise

Decumanus Maximus’tan Cardo Maximus’un başlangıç noktasına gelindikten sonra Tiberius Alanı’na doğru yaklaşık 75 m. ilerlendiğinde, Tiberius Alanı’nın tam karsısında apsisiyle dikkat çeken yapı tomografik konumundan dolayı araştırmacılar tarafından “Merkezi Kilise” olarak adlandırılmıştır. Cardo Maximus’un batısında kalan yapı, Arundell tarafından bir kilise olarak tanımlanmasına rağmen, 1924 yılındaki kazılara dek ilgilenilmemiştir. Kazı direktörü Robinson, 5 Temmuz 1924 günü günlüğüne “transept duvarları temizlendikten sonra, kilisenin Latin haçı seklindeki planını almayı basardık” yazmış, Woodbridge de o günkü verilerle kilisenin basit bir planını çizmiştir. Ancak 1982 yılında Mitchell tarafından yapılan yüzey araştırmasında ve ardından Taslıalan’ın kazılarında, kilisenin düşünüldüğü kadar küçük olmadığı, daha geniş, daha Ortodoks bir plana sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Kilisede yaptığı kazılar sırasında demir bir madalyon üzerinde,bir yüzde Diocletianus dönemi azizlerinden Neon, Nikon ve Heliodorus’un, diğer yüzde Antiochia’lı Bassus’un isimlerini bulan Ramsay, 1927 yılında yayınladığı bir makalesinde, kilisenin apsisinin güneyinde ortaya çıkan daha küçük bir apsisi, Aziz Paulus’un ilk vaazını verdiği sinagog üzerine inşa edilmiş kilise olarak tanımlamıştır Günümüze Aziz Bassus’un adini taşıyarak ve oldukça kötü bir durumda koruna gelerek ulasan kilisenin planı, apsislerinin birbiriyle ilişkisi ve evreleri ancak sürdürülecek kazılarla anlaşılabileceğinden, Ramsay’in önerdiği IV. yüzyıl tarihinin bir yüzyıl daha ileri gidebileceğini düşünebiliriz.


Nüfus durumu aşağıda sunulmuştur.

MERKEZ KASABALAR KÖYLER TOPLAM
35.316 45.532 20.780 101.628


Yalvaçın Kültür Yapısı

Yalvaç sadece kendine bağlı belde ve köyler için değil, yine Isparta İline bağlı olan Şarkikaraağaç ve Gelendost İlçe ve köyleri için de sadece ekonomik ve sosyal açıdan değil, sağlık ve eğitim hizmetleri açısından da bir cazibe merkezidir. Bu yerleşim yerlerinden çok sayıda öğrenci Yalvaç’taki eğitim kurumlarına gelmektedirler.

Yalvaç sahip olduğu çok eski geçmişi ve kültürel özellikleriyle zengin bir turizm potansiyeline sahiptir. Antiocheia in Psidia (Antik Kent) Anadolu’da kurulan antik kentler arasında oynadığı önemli roller ve eşsiz yapılarıyla ayrı bir önem taşımaktadır. Yalvaç’ın kültürel zenginliklerini teşhir eden Yalvaç Müzesi genellikle Roma, Bizans ve Osmanlı devirlerine ait eserlere sahiptir.

Yalvaç’ın kültürel değerleri arasında önemli yerlerden biri de “Yalvaç Hacı Ali Rıza Efendi Halk Kütüphanesi”dir. Kuruluşu 108 yıl öncesine dayanır. Kütüphane 1970 yılından itibaren kendi binasında faaliyete devam etmekte olup, çeşitli konularda 30 bini aşkın eseri ile en önemli kültür hazinelerimiz arasındadır.

Yalvaç’ta ayrıca Yalvaç Evi adı verilen tarihi ve turistik bir mekan yer almaktadır. 2006 yılında bir ikincisi de inşa edilmiştir. Yalvaç Evi geleneksel Yalvaç evleri tarzında döşenmiş olup Yalvaç’ın kültürel değerlerini teşhir etme açısından Antiocheia in Psidia ve Yalvaç Müzesi’nden sonra Yalvaç’taki üçüncü önemli ziyaret alanıdır.

Yalvaç’ta Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’ne bağlı Yalvaç Meslek Yüksek Okulu 9 bölümü ile 2500 öğrenciye eğitim vermektedir.

Yalvaç Merkezinde sağlık hizmetleri açısından 150 yatak kapasiteli Devlet Hastanesi, 50 yatak kapasiteli Doğumevi ve 3 adet sağlık ocağı bulunmaktadır.


Yalvaça Hizmet veren Belediye Başkanları

1-Çilengeroğlu Halil AĞA
2- Dülgerbakizade Hacı Hasan Efendi
3- Tıraşzade Hacı Mustafa Ağa
4- Tütüncüzade Hacı Halil Efendi
5- Kel Ali oğlu Ramazan Efendi
6- Kel Ali oğlu Abdullah Efendi
7- Hacı Halil Ağazade Kadı Halil Efendi
8- Kabakçızade topal Halil İbrahim ağa
9- Osman ağa zade İsmail Remzi Efendi (Başkanlık görevini 1915-1920 tarihleri aralarında yaptı.)
10-Hacı Osman Ağazade Mehmet Bey (Başkanlık görevini 1920-1928 tarihleri arasında yaptı.)
11-Halil Edip Bey (Başkanlık görevini 191928-1933 tarihleri arasında yaptı)
12-Hacı İbrahimzade Ethem Hoca (Başkanlık görevini 1933-1934 tarihleri arasında yaptı)
13- Hacı Ömer EfendizadeMustafa Efendi (Aksoy) (Başkanlık görevini 1934-1937 tarihleri arasında yaptı)
14-Mutafzade Hacı Mehmet Sadık Mutaf (Başkanlık görevini 1937-1938 ve 1941 tarihleri arasında yaptı)
15-Halil Edip Berkün Bey (Başkanlık görevini 1938-1941 tarihleri arasında yaptı)
16-Dr. Ahmet İrfan Aksu (Başkanlık görevini 1946 yılında 3 ay başkanlık yaptı)
17-Mehmet Ziya Aksu (Başkanlık görevini 1946-1956 tarihleri arasında yaptı)
18-Mevlüt Ertan (Başkanlık görevini 1956-1957 tarihleri arasında yaptı)
19-Mehmet Ziya Aksu (Başkanlık görevini 1957-1958tarihleri arasında yaptı)
20-Abdurahman Naşir Tekin (Başkanlık görevini 1958-1959tarihleri arasında yaptı)
21-Durmuş Kamış (Başkanlık görevini 1959-1960 tarihleri arasında yaptı)
22-Kaymakam Vekili Bnb.Mithat Yılmaz (Atanma ile)
23-Jandarma Komutanı Bnb.Kemal Doğusal (Atanma ile)
24-Yalvaç Kaymakamı Yiğit Kızılcan (Atanma ile) (Başkanlık görevini 1960-1963 tarihleri arasında yaptı)
25- Abdullah Cevdet Türkoğlu (Başkanlık görevini 1963-1966 tarihleri arasında yaptı)
26- Süleyman Akgün (Başkanlık görevini 1973-1977 tarihleri arasında yaptı)
27-Osman Mesut Berkün (Başkanlık görevini 1969-1973 tarihleri arasında yaptı)
28- Ertekin Durutürk (Başkanlık görevini 1977-80 tarihleri arasında yaptı)
29- Isparta Deftardarlığı Gelir Müdürü Bekir Kılınç (Atanma ile)
30- Kaymakam Şükrü Ergun Özakman (Atanma ile) 1980-1982 yılları arası
31- Avni Durucan (Atanma ile) 1982-1984
32- Ramazan Tosun Türkoğlu (Başkanlık görevini 1984-1989 tarihleri arasında yaptı)
33- Tekin Bayram ( 1989 ve 2004)
34- Yalçın Bulgurcu (Belediye Baskanlığını Yürütmektedir)


Yalvaçlılar

Yalvaç Nüfüsünun yaklaşık % 75′i şehrin dışına ekonomik sebeblerden dolayı, 2000 yılından önce çalışmak için göç etmiştir. Büyük bir çogunluğu İstanbul’ da olup Ankara ve İzmirde de asımsanmayacak Yalvaçlıya rastlamak mümkündür. 1970 yıllarında Almanya, Fransa ve diğer avrupa ülkelerinin iş güçü ihtiyacınıbüyük bir ölçüde karşılamıştır.


Yerel mutfak

Yalvaç’ta yapılan en yaygın börek, bayramlarda ve düğünlerde ikram edilen su böreğidir. Bunun yanında bir eve, evin damadı misafir geldiğinde muhakkak damat baklavası ikram edilir. Keşkek, yörenin en bilinen mahalli yemeği olup kaburgadan yapılan yerli pastırma ve önceden ıslatılmış keşkekliğin, toprak çömleğe konarak ateşi sönmüş mahalle fırınlarında yaklaşık 12 saat pişirilmesi ile yapılır.

Ayrıca Yalvaç’ta bilinen diğer bir yöresel yemek de boranıdır. Boranı, fasulye ya da ıspanaktan yapılır.


Dış bağlantılar

  • Yalvaç Belediyesi
  • Yalvaç İlçesi Hakkında

May 27, 2008

Kırma</br> Çifte</br>; Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (film müziği)

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 6:00 pm

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (film müziği), orjinal adı Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (soundtrack) albümü 25 Mayıs 2004′de piyasaya çıkmıştır.


Albüm Listesi

  1. Lumos! (Hedwig’s Theme) - 1:35
  2. Aunt Marge’s Waltz - 2:13
  3. The Knight Bus - 2:49
  4. Apparition on the Train - 2:13
  5. Double Trouble - 1:35
  6. Buckbeak’s Flight - 2:07
  7. A Window to the Past - 3:53
  8. The Whomping Willow and The Snowball Fight - 2:20
  9. Secrets of the Castle - 4:35
  10. The Portrait Gallery - 1:58
  11. Hagrid the Professor - 2:23
  12. Monster Books and Boggarts! - 3:44
  13. Quidditch, Third Year - 2:19
  14. Lupin’s Transformation and Chasing Scabbers - 0:41
  15. The Patronus Light - 1:10
  16. The Werewolf Scene - 4:24
  17. Saving Buckbeak - 6:37
  18. Forward to Time Past - 2:31
  19. The Dementors Converge - 3:10
  20. Finale - 3:24
  21. Mischief Managed - 12:06

Bir Örnek:

Double Trouble

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Something Wicked This Way Comes!

Eye of newt and toe of frog,

Wool of bat and toungue of dog,

Adder’s fork and blind’s worm-sting

Lizard’s leg and owlet’s wing.

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Something Wicked This Way Comes!

In the cauldron boil and bake

Fillet of a fenny snake,

Scale of dragon tooth of wolf,

Witches mummy maw and culf.

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Something Wicked This Way Comes!

Türkçe’si:

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Melun bir şey geliyor bu yana!

Semender gözü, kurbağa parmağı,

Köpek dişi, yarasa yapağı,

Kör yılan iğnesi, engerek dişi,

Kurbağa bacağı, baykuş kanadı.

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Melun bir şey geliyor bu yana!

Kazanda kaynar pişer,

Su yılanının eti,

Ejder pulu, kurt dişi,

Çürümüş cadı kemiği.

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna

Melun bir şey geliyor bu yana!

May 24, 2008

Girilince tuvalet aşağıdadır. Sağdaki; FreeCell

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 12:00 pm

FreeCell, Microsoft Windows ile beraber gelen bir kağıt oyunudur. Amaç sol taraftaki 4 haneyi kullanarak sağdaki bölmelere kağıtları 1′den başlayarak yerleştirebilmektir. Soldaki hane sayısı kadar sıralı (kırmızı-siyah üstüste gelir) kağıtlar taşıma yapılır.

May 22, 2008

Olan çeşitli tiplerde; Sayısallaştırıcı

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 10:35 pm

Sayısallaştırıcı, Digitizer-örneksel sayısal dönüştürücü, çeşitli analog görüntülerin, bilgisayar ortamına sayısal (dijital) olarak aktarmak için kullanılan bir donanım birimidir. Özellikle mühendisler çeşitli fiziki görüntüleri bilgisayar’a aktarıp çalışmalar yapmak için kullanırlar.

Newer Posts »

Powered by WordPress