Kırma News

May 31, 2008

Girilir kıblenin; Alara Kalesi

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 2:25 pm

Alara Kalesi, Alanya’nın 37 kilometre batısında, denizden 7 kilometre içeride Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır.

İpekyolu üzerindeki kalenin işlevi, Alara Çayı kenarındaki Alarahan’da mola veren kervanların güvenliğini sağlamaktır. Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban otları ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir. Ayrıca tünelin ortalarına doğru derin bir çukur vardır. Bunun ucu su almak için aştıkları mahzenlerdedir. Kalenin içinde kayalar oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale görevlilerinin odaları, ve hamam vardır.

Surları ve patikaları izleyerek Alara Kalesi’nin zirvesine çıkmak isteyenlerin en az 45 dk’lık tırmanışı göze almaları ve buna göre donanımlı olmaları gerekir. Bir adet el feneri yeter.

May 30, 2008

Mahallesinde; Uzunkale, Manavgat

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 4:40 pm

Uzunkale, Antalya ilinin Manavgat ilçesine bağlı bir köydür.

Konu başlıkları


Tarihi

Köyün adını merkezdeki tarihi yapıdan almaktadır Tarihi yapı( kalıntı) Yüksekce dörtgen şeklinde olup pençereleri olan taş yapıdır.Yüksekliği dolayısıyla uzun (yüksek)yapı olarak Uzunkale denilmektedir.Korunmaya muhtaçdır.Korunmaya alınmalıdır.


Kültür

Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.


Coğrafya

Antalya iline 85 km, Manavgat ilçesine 15 km uzaklıktadır.


İklim

Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.


Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 643
1997 -


Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.Tarımdan sanayi ve ticarete geçiş yaşanmaktadır.Köylüler manavgat ve otellerde işçi,esnaf olarak çalışmaktadır


Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
seçilen ilk muhtar Osman ÇINAR”dır
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - Osman ÇINAR:1999 -
1994 -
1989 -
1984 -


Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak eskimiştir.Ayrıca Hacıhasanlı mahallesinde su sıkıntı da vardır..kanalizasyon şebekesi yoktur.Özellikle Hacıiaslı mahallesi cıvarında ulaşım yolu dar ve keskin virajlıdır. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.


Dış bağlantılar

  • Yerelnet

Korent tipidir. Birbirine; Nötrofil

Filed under: Uncategorized — admin @ 9:45 am

Nötrofil, nötrofil granülosit olarak da adlarılan lökosit (akyuvar) hücresi.

Granülosittir. Lökositlerin sık bulunan tipidir. Polimorfonükler hücrelerin 99% oluştururken, Polimorfonükler hücreler de toplam lökosit sayısının 70% civarında bir kısmını oluştururlar.

Sahip olduğu granüller, boyalara özel bir afinite (bağlanma eğilimi) göstermediği için “nötrofil” olarak adlandırılmıştır. Nötrofillerin dışındaki granülositler, Eozinofil ve Bazofillerdir.

Yaşam süreleri çok kısa olan nötrofiller (ortalama olarak bir günden az) kemik iliğinde üretililer. Aktif fagositozlardır.

Nötrofil sayısının azalmasına nötropeni denir. Konjenital (kalıtsal bozukluk) olabileceği gibi çeşitli sebeplerden de ortaya çıkabilir. Kemoterapi gibi tedavilerin yan etkisi olarak da oluşabilir.

Daha baskın; Cezmi Baskın

Filed under: Uncategorized — admin @ 7:25 am

İstanbul’da 1949 yılında doğan Cezmi Baskın, tiyatroya Bakırköy Halk Evi’nde amatör olarak başladı. Daha sonra aynı tiyatroya stajyer oyunculuk yaparak devam etti. LCC Language and Culture Center’dan eğitim aldıktan sonra, LCC’den ayrılan grupla birlikte tiyatro eğitimini geliştirmeye çalıştı. Bir süre grup oyuncularında ve Şehir Tiyatrosu’nda çalışan sanatçı, Ankara Sanat Tiyatrosu ve Devlet Tiyatrosu’nda da çalıştı. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda zorunlu şehir değiştirmeler ve askerlik süresi hariç uzun yıllar hizmet verdi. Bu tiyatronun genç oyuncular yetiştirme çabalarına eğitmen olarak katıldı.

İzmir Devlet Tiyatrosu’nda iki sezon oynadı fakat daha sonra tekrar Ankara Sanat Tiyatrosu’na geri döndü. TRT’de köye yönelik eğitim programları çerçevesinde dramalarda oynadı, az da olsa dublaj çalışmaları yaptı. Sinema filmleri ve tiyatroyu yanyana yürütmeye çalışan Baskın, Ankara’da olduğu süre içerisinde gençlik oyunları sahneledi ve Ankara Sanat Tiyatrosu’nda birçok oyunda yönetmen yardımcısı olarak çalıştı.

Yurt dışında gözlem ve inceleme gezileri yaptı. Oradaki Türk ve yabancılara eğitmen olarak deneyimlerini aktarmaya çalıştı. Yurt dışında Türklerin yaptığı oyunlarda oynadı ve kendi projelerini Avrupa’nın çeşitli kentlerinde uyguladı ve oynadı.

Çark, Bizimkiler, İkinci Bahar, Cahide, Ateşten Gömlek ve Kurtuluş gibi dizi filmlerinin yanısıra Hiçbiryerde, 9, O Da Beni Seviyor, Vizontele, Derviş, Kahpe Bizans, Eylül Fırtınası, Duruşma, Sen De Gitme Triandafilis, İntikam Zamanı, Kısık Ateşte 15 Dakika, Beynelmilel gibi sinema filmlerinde rol aldı.

Kalabalıktan uzak, sakin ve özel ortam olarak değerlendirdiği Bozcaada’da evi olan olan Cezmi Baskın oyunculuktan arda kalan zamanlarda İstanbul’dan kaçıp, özenle uğraştığı üzüm bağlarıyla ve şarap üretimiyle ilgilenmektedir.


Ödüller

  • 10. ÇASOD Oyuncu Ödülleri [1]

    • Jüri Özel Ödülü (9 filminin diğer oyuncuları Serra Yılmaz, Ali Poyrazoğlu, Ozan Güven, Fikret Kuşkan, Rafa Radomisli ve Esin Pervane ile birlikte)
  • 14. Altın Koza Film Festivali, “En İyi Erkek Oyuncu” Ödülü (Beynelmilel)

May 29, 2008

Tüfekleri yivli ve; Yalvaç, Isparta

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 6:30 pm

Yalvaç, Isparta iline bağlı bir ilçedir.
Yalvaç Isparta İline bağlı ve Isparta’nın 105 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. 1415 km2 yüzölçümünü sahip ilçe çok eski bir yerleşim yeridir. Birçok tarihi ve kültürel değerleri barındırmaktadır. Yalvaç kelimesinin lugat Anlamı “peygamber, resul, elçi, yol gösterici” olmakla beraber bu şehre verilmiş olması, buraya Selçuklular devrinde yerleşen Oğuz Türk oymağının “Yalvaçlılar” olmasından kaynaklanmaktadır. Oğuz hanın altı oğlundan (Dağhan) ın birinci kabilesinin adı (Salur) dur; ikinci kabilesi de (Eymir) dir. Bu iki ismi taşıyan mahalleler Yalvaç’ta vardır. Salur kabilesi ise (3) boya ayrılır: 1) İçeri ki Salurlular, 2)Dışarıdaki Salurlular, 3) Horasan Salurları. Bunlar cihan tarihinde mühim roller oynamışlar ve isimlerini son zamanlara kadar muhafaza etmişlerdir.
(Salur) boyları da üç kola ayrılmışlardır;

1-Yalvaç
2-Karaman
3-Anaböleği

Bunlarda ufak oymaklara ayrılıyorlar. (Meru) havalisinden cenuba, şarka, şimale küçük gruplar halinde dağılmışlar ve (Meru ve Tekeleri) ile karışmışlardır. Antalya Havalisine verilen (Teke) adı da (Salur) boyundan. Şu hale göre (Yalvaç)lar kuvvetli ve asil bir Türk Boyundandır ve Horasan diyarından Anadolu’ya gelmişlerdir.

1840 yılında İlçe teşkilatı kurulmuş, 1864’de belediye teşkilatı kurulmuştur. Yalvaç’a bağlı 13 belde ve 25 köy bulunmaktadır.

Konu başlıkları


Tarihçesi

Yalvaç, Türklerin Anadolu’yu fethinden önce Hititler, Makedonyalılar, Frigyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslıların idaresinde kalmıştır.

Tarih öncesi devirlerden başlayarak Yalvaç, tarihi kayıt ve belgelere göre İsa’dan sonra 60-75 yıllarında şehir niteliğinde olup yapılan araştırmalarda Roma döneminde önemli bir şehirdir. İsa’nın havarilerinden Paul’un buraya gelmesi ile Yalvaç dini bir merkez durumuna da gelmiştir ve dinsel günlerde burası bir ziyaretgahı olmuştur.Roma döneminde Yalvaç Pisidia bölgesine başkentlik yapmıştır ve adı Pisidia Antiokheia olarak geçer.

Türklerle yapılan savaşlar sonucunda Doğu Roma toprakları içinde bulunan Yalvaç Türkler’in eline geçmiş ve kentin adı, Oğuz Türkleri’nin Kayı Boyu’nun Salur ve Eymür kolları yerleşmiş ve bu kollardan biri olan Yalvaç bey’den ötürü de YALVAÇ olarak değişmiştir. Yalvaç kelime manası bakımında “Resul, Peygamber, yol gösterici” anlamına gelmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu Sultanlarından 1.Murat’ın oğlu Yıldırım Beyazıt’ın Hamitoğulları’ndan satın almasıyla Yalvaç ve yöresi Osmanlı idaresine geçmiştir.

Yalvaç bu tarihten sonra Isparta ve çevresi ile birlikte Hamit sancağı adı ile Konya’ya sonradan Isparta sancağı vasıtasıyla Bursa’ya ilçe haline geldikten sonra tekrar Konya’ya bağlanmıştır.Yalvaçta belediye teşkilatı ise l864 yılında kurulmuştur. Osmanlı idaresinde bulunduğu Süre içinde Yalvaç’ın tarihi gelişimi ile ilgili araştırmalar henüz tamamlanmamıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra Isparta’ya bağlanmış olan Yalvaç, bu yıllarda kültür ve uygarlık yönünden il merkezine fazla bağımlı kalmadan büyük gelişme göstermiştir


YALVAÇ - Psidia Antiokheia

Antiokheia, Akdeniz, Ege ve iç Anadolu bölgelerinin kesiştiği Göller Yöresi’nde, İsparta iline bağlı Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. En yüksek noktasında 1176 m. yüksekliğe ulaşan bir tepenin üzerine kurulu olan kentin kuzeyinde, güneybatı yönünde Gelendost ilçesini geçerek Eğirdir Gölü’ne ulaşan Anthius nehri akmaktadır. Kentin kurulu olduğu arazi doğuda Sultan Dağları, kuzeyde Karakuş Dağı, güneydoğuda Kızıl Dağ, güneybatıda Kirişli Dağ ve Eğirdir Gölü’nün kuzey sahiliyle çevrilidir.

Harita üzerinde Akdeniz’e yakınlığından dolayı Akdeniz iklim özellikleri göstermesi beklenirken, Toroslar’ın yükseltisi, ılıman iklimin iç bölgelere ulaşımını engellediğinden, bölgede Ege Bölgesi’nin iç kesimlerinin ve İç Anadolu’nun step ikliminin özellikleri görülür. İklimin etkisiyle, yörede ormanlık arazi yoktur ve sulak alanlarda kültüre edilmiş bitkiler dışında, arazide maki toplulukları görülmektedir.

Bölgeye hayat veren Sultan Dağları, yıllık ortalama zirvede 1000, yamaçlar da 500 milimetrelik yağış rejimiyle, kış boyunca aldığı kar ve yağmur yağışlarını nehirlere dönüştürerek platoyu beslemektedir. Antiokheia, diğer yamaç kentleri Neapolis, Laodiceia Katakekaumene ve Philomelium gibi Sultan Dağlan’nın bu bereketinden yararlanmıştır.

Bu coğrafya içinde Antiokheia, surlarla çevrili olan alanda 46 hektarlık bir arazi üzerinde kuruludur. Yerleşmenin teritoriumu (egemenlik alanı), güney doğudaki tepe üzerinde kurulu olan Men Askaenos kutsal alanındaki Men Tapınağı’ndan izlenebilmektedir. Kentin antik çağdaki teritoriumu yaklaşık olarak 800 kilometrekare olarak hesaplanmıştır.

1950 nüfus sayımı sonuçlarında, bölgede 40 köy bulunduğu ve yaklaşık 50.000 kişinin yaşadığı tespit edilmiştir. Roma çağında popülasyonun bundan biraz daha fazla olduğu düşünülebilir.

Yörenin sürekli sulanabilen verimli toprakları meyve yetiştiriciliği ve hay vancılığa uygun olup, olasılıkla Roma çağında İtalya’nın fakir bölgelerinden gelip yerleşen veteranlar (emekli lejyon askerleri) için de tarımsal faaliyetler bölge ekonomisinin itici gücünü oluşturmuştur.

Modern Yalvaç kasabası ise, merkezde 35.000, toplamda 100.000 kişilik nüfusla, yaklaşık 1400 kilometrekarelik alanda İsparta ilinin en büyük ilçesidir. Antiokheia ve Yalvaç karayoluyla Antalya’ya 230, Konya’ya 180, İsparta’ya 105, Akşehir’e 50 kilometre uzaklıktadırlar.
Kentin batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birlesen kapı, Anadolu’daki anıtsal girişlerin yaklaşık % 40′i gibi üç girişli, kemerli bir zafer takıdır Augustus Kutsal Alanı’na geçisi sağlayan Propylon’a benzer mimari ve plastik anlayışıyla inşa edilen kapı, Michigan Üniversitesi’nin 1920′lerde yaptığı kazılarda ilk kez ortaya çıkmıştır.

Bugün kapının temel seviyesinde görülen ayakları yanında sıralanmış olan parçaları, toplam yapının % 65′ini oluşturmaktadır.

ve onarım projesi hazırlıkları sürmektedir.D. M. Robinson başkanlığındaki ekipte bulunan mimar Woodbridge ve ardılı araştırmacılar, kapının kazısı sırasında bulunan bronz harflerin monte edildiği arsitrav üzerindeki delikler yardımıyla iç ve diş yüzdeki yazıtları çözümlemeyi başarmışlardır:

Stil ve isçilikte görülen farklar yapının I.S. II. y.y. baslarına tarihlenmesine ve II y.y. sonlarında değişikliklere uğradığının anlaşılmasına yardımcı olsa da, yapının Hadrian için I.S. 120′den sonra yapıldığı, 200′lere doğru kazanilan bir zafer anısına zafer takına dönüştüğü ve Caius Iulius Asper Pansinianus tarafından yenilendiği sonuçlarına stil kritiği yanında bu ilginç yazıtlar yardımıyla ulaşılmıştır.

Kapının orta giriş aksında, yaklaşık 7 m. uzaklıkta yarim daire seklinde ve yarıçapı 1.05 m. olan bir çeşme havuzu kalıntısı bulunmuştur.

Yaklaşık 2 m. genişliğinde ve 0.80 m. yüksekliğinde bir kanalın sonunda küçük bir şelale gibi durmakta olan bu su yapısı, kapıyı geçince girilen geniş avlu ortasında bulunmaktadır.Olasılıkla sıcak yaz günlerinde uzaktan gelen yabancılara ve yolculara hoş bir sürpriz yapmak için inşa edilmiştir olup,bağlı olduğu yapı veya su iletim sistemi kazılar sürdükçe anlaşılacaktır.


Augustus Tapınağı

Antiocheia’nın en etkileyici, en anıtsal yapı kompleksine, Propylon’un merdivenleri çıkıldıktan sonra ulaşılır. Kentin en yüksek noktasında kayaların azimle oyulmasıyla elde edilen düzlükte kurulu olan tapınak, Roma özelliği özenli cephe mimarisiyle ziyaretçiyi ilk anda hayrete düşürecek bir zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir.

Üst yapı lotus-pal met bezekli simanın çevrelediği, ortasında bir epifanı (Tanrının insanlara görünmesi) penceresi bulunan alınlık ve en üstte köse ve orta akroterlerle sonlanmaktadır. Cella duvarının üst bölümünde çepeçevre dolanan bir akanthus friziyle, yapının ornamental zenginliği tamamlanmıştır.

Tapınağın frizlerinin önemli bir bölümü kutsal alan ve Yalvaç Müzesi’nde korunmuştur fakat sütunlardan sadece birkaç parça kalabilmiştir.

Cephesinden, Propylon’da olduğu gibi 12 basamakla çıkılan tapınak 4 sütunlu bir prostylostur. Thorus ve trokhilostan oluşan Anadolu tipli kaidelere oturmuş 8.72 m. yüksekliğindeki yivli ve tamburlu sütunların üzerindeki Roma özellikli Korinth baslıklar, üç fascıalı arsitrav sırasını taşımaktadır. Arsitrav üzerindeki frizde boğa basları (bukranion) ve girlandlar islenmiştir. Antiochia’da 1913 yılında Ramsay tarafından başlatılan kazılarda ilk açılan alanlardan biri olan Augustus Tapınağı’ndan sorumlu heyet üyesi Callander, kazısına baslar başlamaz defterine “Augusteum” notunu yazmıştır.

Kutsal alan içindeki tapınağın yapımına olasılıkla imparatorun sağlığında başlanmış, ölümünden sonra da adına adanmıştır. Görünen yapı, girişini sağlayan Propylon’la çağdaştır ancak kayalığın daha erken dönemlerde başka bir kült için yapılmış olabileceğine dair boğa basları gibi izler de bulunmaktadır.

Tapınağın bulunduğu kutsal alan ana kayada düzleştirilirken, merkez aksta bulunan tapınağın podyumu için 2.5 m. yüksekliğinde, 14×28 m. boyutlarında ana kaya bloğu bırakılmıştır.Podyumun içi de, kült odası için oyulmuştur.

Yaklaşık 100×85 m. ölçülerindeki kutsal alanda, tapınağın arka kısmında yarim daire seklinde bir portiko (sütunlu galeri) bulunmaktadır. Portikonun sonlandığı köselerde de, kuzey ve güney kenarlarda uzanan stoalar başlamaktadır.

Kutsal alanı çevreleyen sütunlu portiko ve stoalar organik olarak birbirine bağlıdır ve kayaya oyularak kazanilan alanda,eksik bölümler yerel malzemeyle tamamlanarak inşa edilmişlerdir. Dorik Stoalar tek katlidir,yarim daire portiko ise, alt katta kaidesiz Dor, üst katta ise daha narin Ion düzenli iki kat sütun sırasından oluşmaktadır.Yapıyı çevreleyen bu koridorun rekonstrüksiyon denemelerinde ,150 civarında sütun kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Kayanın, kesildikten sonra bugün göremediğimiz çok sert bir sıva ile (stuko) kaplanmış olduğu 1924 kazısı kayıtlarından anlaşılmaktadır. Duvarlarda görülen düzenli dörtgen delikler,ikinci kati taşıyan ahşap hatılların geçme yerleridir. Düzensiz olan daha küçük delikler ise, yapım aşamasında iskelelerin kurulduğu ve daha sonra sıvayla kapatılan delikler olmalıdır.


Nympheum ve Su Kemerleri

Augustus Tapınağı’ndan Cardo’ya geri dönülerek, kentin kuzeyine ilerlendiğinde, Cardo’nun başlangıcındaki Nympheum’a (çeşme binası) ulaşılır. Geniş bir “U” seklinde planlanmış yapı, su kemerlerinden aktarılan suyu depolayıp düzenleyerek kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için yapılmıştır. Yapı, 27×3 m. boyutlarında, suyu toplayan bir rezervuar, 9 m. yüksekliğinde süslü bir cephe ve önündeki 27×7 m. boyutlarında , 1.5 m. derinliğindeki havuz kısımlarından oluşmaktadır.

Hemen arkasında da,yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağları’ndaki “Suçikti” kaynağından aldığı suyu kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan 800 metrelik su kemerlerinin günümüze ulaşabilen kalıntıları izlenmektedir. Yalvaç kasabası da, su ihtiyacını bugün ayni kaynaktan sağlamaktadır.

Nymheum’da yapılan kazılarda ancak temel kalıntılarının kaldığı anlaşılmış olup, süslü cephe mimarisinden kalan birkaç mermer parçası, olasılıkla benzerleri gibi sütunlar ve heykellerle süslü olan cephe hakkında fikir vermemektedir ve bugüne dek yapıyla ilgili isim veya tarih verecek herhangi bir yazıt da bulunamamıştır.

İmparatorluk döneminin planlı kentçilik anlayışıyla, kemer mimarisinin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan ve Anadolu’nun hemen her antik kentinde gördüğümüz su iletim kısminin belkemiği olan kemerlerin en güzel örneklerinden biri Antiocheia’dadır.

Özellikle Pax Romana (Augustus’la başlayan iki yüzyıllık barış ve refah süreci-Roma Barısı) ile başlayan hızlı kentleşme ve nüfus artısının getirdiği gereksinimi karşılayabilmek üzere, düzenli olarak kentlere su getirmenin en pratik yolu olarak kemerli sistemler inşa edilmiş, suyun basıncını karşılamak için oldukça sağlam inşa edilen kemerler günümüze dek ayakta kalabilmiştir.

Deniz seviyesinden 1465 m. yüksekliğinde olan Suçıktı kaynağından alınan su, bazen açılan kanallarda, bazen tüneller içinde, bazen de tek ya da iki katli kemerler üzerinde, pişmiş toprak ve tas künklerle , yaklaşık 11 km. boyunca arazinin eğimi ve karşılaşılan engeller veya dere yataklarına göre bulunan uygun çözümlerle, 1178 m. yüksekliğindeki Nympheum’un rezervuarına taşınmıştır.

Aradaki 287 metrelik kot farkı mesafeyle oranlandığında % 2.6′lik bir ortalama eğim ortaya çıkmaktadır. Bu eğimde suyun müthiş bir basınç uygulayacağı bilindiğinden, aşamalı olarak yavaşlatılan akış basıncı, sistemin sonundaki su kemerlerinden oluşan sifon bölümüne geldiğinde % 0.2′lik bir eğimle kontrol altına alınmıştır.

Uzun yılların deneyimiyle elde edilen bu kusursuz mühendislik uygulaması sayesinde, günlük ortalama 3000 metreküp su düzenli ve sorunsuz olarak, izleri her yerde görülebilen şebekeyle kente dağıtılmıştır. Çeşme binasının da bu hesaplamaya göre kentin yüksek kısımlarına su iletebilmek için en az 9 m. yüksekliğinde olması gerektiği yapılan hesaplamalar sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Su kemerlerinin 200 metrelik kısmı aralıklı bölümlerle ayakta kalmıştır.Yıkılan ve toprak altında kalan bölümlerin izi de, nympheuma dek izlenebilmektedir. Ayaktaki kemerlerin yükseklikleri 5-7 m. arasında değişmekte olup, harçsız blok örgüyle yapılmış ayaklar, ortalama 4 metrekare taban alanı ve 4 m. yüksekliğe sahiptir. Derinleştirilmiş anathrosysleriyle görünen yüzeyleri kabarık bosajlara kavuşmuş bloklar, yapının görünümündeki sağlamlık ve anıtsallığı arttırmış, kemer uçlarının oturduğu tabanlardaki silmeler de yapının hantallığını gizlemiştir.

Gerek kilit taslarında, gerekse silmelerde süsleme olmayışı, görünümden çok işlevselliğe önem verilmiş olduğunu göstermektedir. İki ayak arası açıklığı arazinin yapısına bağlı olarak 3.80-4.70 m. arasında değişmektedir. Kilit tasları bazen tek, bazen de birkaç tastan oluşmaktadır. Yarim daire seklindeki kalkık kemerlerin isçilikleri farklı olmasına rağmen, yapının tamamında bütünlük gözlenmektedir. Ve onca depreme rağmen yapının önemli bir kısmının ayakta kalması kemer mimarisindeki kusursuzluğa bağlıdır.

Üst yapı tamamen tahrip olmuştur ama, kemerlerin üstünde suyu taşıyan, ortalarında ortalama 25 cm. çapında akaç delikleri bulunan kanalların (specus canalis) izleri yıkıntılar arasındaki parçalarda görülmektedir.

Su kemerleri ve çeşme binası, Antiochia’nın Colonia Caesareia adını alıp, başkent konumuna ulaştığı I. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir.


Merkezi Kilise

Decumanus Maximus’tan Cardo Maximus’un başlangıç noktasına gelindikten sonra Tiberius Alanı’na doğru yaklaşık 75 m. ilerlendiğinde, Tiberius Alanı’nın tam karsısında apsisiyle dikkat çeken yapı tomografik konumundan dolayı araştırmacılar tarafından “Merkezi Kilise” olarak adlandırılmıştır. Cardo Maximus’un batısında kalan yapı, Arundell tarafından bir kilise olarak tanımlanmasına rağmen, 1924 yılındaki kazılara dek ilgilenilmemiştir. Kazı direktörü Robinson, 5 Temmuz 1924 günü günlüğüne “transept duvarları temizlendikten sonra, kilisenin Latin haçı seklindeki planını almayı basardık” yazmış, Woodbridge de o günkü verilerle kilisenin basit bir planını çizmiştir. Ancak 1982 yılında Mitchell tarafından yapılan yüzey araştırmasında ve ardından Taslıalan’ın kazılarında, kilisenin düşünüldüğü kadar küçük olmadığı, daha geniş, daha Ortodoks bir plana sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Kilisede yaptığı kazılar sırasında demir bir madalyon üzerinde,bir yüzde Diocletianus dönemi azizlerinden Neon, Nikon ve Heliodorus’un, diğer yüzde Antiochia’lı Bassus’un isimlerini bulan Ramsay, 1927 yılında yayınladığı bir makalesinde, kilisenin apsisinin güneyinde ortaya çıkan daha küçük bir apsisi, Aziz Paulus’un ilk vaazını verdiği sinagog üzerine inşa edilmiş kilise olarak tanımlamıştır Günümüze Aziz Bassus’un adini taşıyarak ve oldukça kötü bir durumda koruna gelerek ulasan kilisenin planı, apsislerinin birbiriyle ilişkisi ve evreleri ancak sürdürülecek kazılarla anlaşılabileceğinden, Ramsay’in önerdiği IV. yüzyıl tarihinin bir yüzyıl daha ileri gidebileceğini düşünebiliriz.


Nüfus durumu aşağıda sunulmuştur.

MERKEZ KASABALAR KÖYLER TOPLAM
35.316 45.532 20.780 101.628


Yalvaçın Kültür Yapısı

Yalvaç sadece kendine bağlı belde ve köyler için değil, yine Isparta İline bağlı olan Şarkikaraağaç ve Gelendost İlçe ve köyleri için de sadece ekonomik ve sosyal açıdan değil, sağlık ve eğitim hizmetleri açısından da bir cazibe merkezidir. Bu yerleşim yerlerinden çok sayıda öğrenci Yalvaç’taki eğitim kurumlarına gelmektedirler.

Yalvaç sahip olduğu çok eski geçmişi ve kültürel özellikleriyle zengin bir turizm potansiyeline sahiptir. Antiocheia in Psidia (Antik Kent) Anadolu’da kurulan antik kentler arasında oynadığı önemli roller ve eşsiz yapılarıyla ayrı bir önem taşımaktadır. Yalvaç’ın kültürel zenginliklerini teşhir eden Yalvaç Müzesi genellikle Roma, Bizans ve Osmanlı devirlerine ait eserlere sahiptir.

Yalvaç’ın kültürel değerleri arasında önemli yerlerden biri de “Yalvaç Hacı Ali Rıza Efendi Halk Kütüphanesi”dir. Kuruluşu 108 yıl öncesine dayanır. Kütüphane 1970 yılından itibaren kendi binasında faaliyete devam etmekte olup, çeşitli konularda 30 bini aşkın eseri ile en önemli kültür hazinelerimiz arasındadır.

Yalvaç’ta ayrıca Yalvaç Evi adı verilen tarihi ve turistik bir mekan yer almaktadır. 2006 yılında bir ikincisi de inşa edilmiştir. Yalvaç Evi geleneksel Yalvaç evleri tarzında döşenmiş olup Yalvaç’ın kültürel değerlerini teşhir etme açısından Antiocheia in Psidia ve Yalvaç Müzesi’nden sonra Yalvaç’taki üçüncü önemli ziyaret alanıdır.

Yalvaç’ta Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’ne bağlı Yalvaç Meslek Yüksek Okulu 9 bölümü ile 2500 öğrenciye eğitim vermektedir.

Yalvaç Merkezinde sağlık hizmetleri açısından 150 yatak kapasiteli Devlet Hastanesi, 50 yatak kapasiteli Doğumevi ve 3 adet sağlık ocağı bulunmaktadır.


Yalvaça Hizmet veren Belediye Başkanları

1-Çilengeroğlu Halil AĞA
2- Dülgerbakizade Hacı Hasan Efendi
3- Tıraşzade Hacı Mustafa Ağa
4- Tütüncüzade Hacı Halil Efendi
5- Kel Ali oğlu Ramazan Efendi
6- Kel Ali oğlu Abdullah Efendi
7- Hacı Halil Ağazade Kadı Halil Efendi
8- Kabakçızade topal Halil İbrahim ağa
9- Osman ağa zade İsmail Remzi Efendi (Başkanlık görevini 1915-1920 tarihleri aralarında yaptı.)
10-Hacı Osman Ağazade Mehmet Bey (Başkanlık görevini 1920-1928 tarihleri arasında yaptı.)
11-Halil Edip Bey (Başkanlık görevini 191928-1933 tarihleri arasında yaptı)
12-Hacı İbrahimzade Ethem Hoca (Başkanlık görevini 1933-1934 tarihleri arasında yaptı)
13- Hacı Ömer EfendizadeMustafa Efendi (Aksoy) (Başkanlık görevini 1934-1937 tarihleri arasında yaptı)
14-Mutafzade Hacı Mehmet Sadık Mutaf (Başkanlık görevini 1937-1938 ve 1941 tarihleri arasında yaptı)
15-Halil Edip Berkün Bey (Başkanlık görevini 1938-1941 tarihleri arasında yaptı)
16-Dr. Ahmet İrfan Aksu (Başkanlık görevini 1946 yılında 3 ay başkanlık yaptı)
17-Mehmet Ziya Aksu (Başkanlık görevini 1946-1956 tarihleri arasında yaptı)
18-Mevlüt Ertan (Başkanlık görevini 1956-1957 tarihleri arasında yaptı)
19-Mehmet Ziya Aksu (Başkanlık görevini 1957-1958tarihleri arasında yaptı)
20-Abdurahman Naşir Tekin (Başkanlık görevini 1958-1959tarihleri arasında yaptı)
21-Durmuş Kamış (Başkanlık görevini 1959-1960 tarihleri arasında yaptı)
22-Kaymakam Vekili Bnb.Mithat Yılmaz (Atanma ile)
23-Jandarma Komutanı Bnb.Kemal Doğusal (Atanma ile)
24-Yalvaç Kaymakamı Yiğit Kızılcan (Atanma ile) (Başkanlık görevini 1960-1963 tarihleri arasında yaptı)
25- Abdullah Cevdet Türkoğlu (Başkanlık görevini 1963-1966 tarihleri arasında yaptı)
26- Süleyman Akgün (Başkanlık görevini 1973-1977 tarihleri arasında yaptı)
27-Osman Mesut Berkün (Başkanlık görevini 1969-1973 tarihleri arasında yaptı)
28- Ertekin Durutürk (Başkanlık görevini 1977-80 tarihleri arasında yaptı)
29- Isparta Deftardarlığı Gelir Müdürü Bekir Kılınç (Atanma ile)
30- Kaymakam Şükrü Ergun Özakman (Atanma ile) 1980-1982 yılları arası
31- Avni Durucan (Atanma ile) 1982-1984
32- Ramazan Tosun Türkoğlu (Başkanlık görevini 1984-1989 tarihleri arasında yaptı)
33- Tekin Bayram ( 1989 ve 2004)
34- Yalçın Bulgurcu (Belediye Baskanlığını Yürütmektedir)


Yalvaçlılar

Yalvaç Nüfüsünun yaklaşık % 75′i şehrin dışına ekonomik sebeblerden dolayı, 2000 yılından önce çalışmak için göç etmiştir. Büyük bir çogunluğu İstanbul’ da olup Ankara ve İzmirde de asımsanmayacak Yalvaçlıya rastlamak mümkündür. 1970 yıllarında Almanya, Fransa ve diğer avrupa ülkelerinin iş güçü ihtiyacınıbüyük bir ölçüde karşılamıştır.


Yerel mutfak

Yalvaç’ta yapılan en yaygın börek, bayramlarda ve düğünlerde ikram edilen su böreğidir. Bunun yanında bir eve, evin damadı misafir geldiğinde muhakkak damat baklavası ikram edilir. Keşkek, yörenin en bilinen mahalli yemeği olup kaburgadan yapılan yerli pastırma ve önceden ıslatılmış keşkekliğin, toprak çömleğe konarak ateşi sönmüş mahalle fırınlarında yaklaşık 12 saat pişirilmesi ile yapılır.

Ayrıca Yalvaç’ta bilinen diğer bir yöresel yemek de boranıdır. Boranı, fasulye ya da ıspanaktan yapılır.


Dış bağlantılar

  • Yalvaç Belediyesi
  • Yalvaç İlçesi Hakkında

May 27, 2008

Kapasiteleri yüksek olan; Manaslu

Filed under: Uncategorized — admin @ 10:00 pm

Nepal Himalayalar’ının bir parçası olan Mansiri Himal’de bulunan Manaslu (Kutang olarakta bilinir) dünyanın en yüksek sekizinci dağıdır. Manaslu, “Ruhların Dağı” olarak çevrilen Sanskritçe bir kelime olan Manasadan gelmektedir.

Manaslu’ya ilk çıkış 9 Mayıs 1956′da Toshio Imanishi ve Gyalzen Norbu’dan oluşan Japon ekspedisyonu tarafından gerçekleştirilmiştir.

Girilince tuvalet; Stearik asit

Filed under: Uncategorized — admin @ 9:10 pm

Stearik asit, CH3(CH2)16COOH formülüyle gösterilen doymuş bir yağ asididir. Çoğu hayvan ve bitkiden elde edilen katı-sıvı yağlarda, ekseriya gliserid stearin şeklinde bulunur.

Stearik asit ve bileşikleri, özellikle tuzları (stearatları) ticari önemi haizdirler. Uzun zincirli alkol esterleri, mum olarak bilinmektedir. Diğer monohidrik ve polihidrik alkollerin esterleri, vernik imalinde ve iyonik olmayan yüzey aktif maddelerin üretiminde kullanılmaktadır. Alkali metal tuzları suda çözünebilir. Bunlar oleatlar ve palmitatlar gibi, tuvalet ve çamaşır sabunlarının esas maddeleridir. Metalik stearatlar petrol gres yağlarının terkibinde bulunmaktadır. Çinko stearatlar kozmetikte, diğer metal tuzları boyalarda, eczacılıkta ve mantar öldürücü imalatında kullanılır. Stearik asit amidleri, su geçirmez kumaşların imalatında kullanılır.

Stearik asit hayvani yağlardan hidrolizle elde edilir. Ticari ürün ekseriya stearik, palmitik ve diğer yağ asitlerinin bir karışımıdır. Saf madde olarak fraksiyonlu destilasyonla ayrılabilir. Ayrıca soya yağı veya diğer bitki yağlarının hidrojenasyonuyla hazırlanmaktadır.

Saf stearik asit, beyaz kristaller halindedir. Yoğunluğu 0,847, erime noktası 69-70 °C, kaynama noktası 383 °C’dir.

Farklı olarak birbirine bitişik; Şaku

Filed under: Uncategorized — admin @ 7:00 pm

Şaku (尺) eski Japon uzunluk birimidir. Yaklaşık bir foota eşittir. Diğer uzunluk ölçülerinde olduğu üzere bu birimde doğadan türetilmiştir: Bambu üzerindeki boğumların birbirine ortalama uzaklığı. 1891′den beri şaku 10/33 metre (ortalama 30,3 cm ya da 11,93 inç) olarak ya da 3,3 şaku= 1 metre olarak tanımlanmıştır. Bir şaku 10 sun (寸) etmektedir.

Kırma</br> Çifte</br>; Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (film müziği)

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 6:00 pm

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (film müziği), orjinal adı Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (soundtrack) albümü 25 Mayıs 2004′de piyasaya çıkmıştır.


Albüm Listesi

  1. Lumos! (Hedwig’s Theme) - 1:35
  2. Aunt Marge’s Waltz - 2:13
  3. The Knight Bus - 2:49
  4. Apparition on the Train - 2:13
  5. Double Trouble - 1:35
  6. Buckbeak’s Flight - 2:07
  7. A Window to the Past - 3:53
  8. The Whomping Willow and The Snowball Fight - 2:20
  9. Secrets of the Castle - 4:35
  10. The Portrait Gallery - 1:58
  11. Hagrid the Professor - 2:23
  12. Monster Books and Boggarts! - 3:44
  13. Quidditch, Third Year - 2:19
  14. Lupin’s Transformation and Chasing Scabbers - 0:41
  15. The Patronus Light - 1:10
  16. The Werewolf Scene - 4:24
  17. Saving Buckbeak - 6:37
  18. Forward to Time Past - 2:31
  19. The Dementors Converge - 3:10
  20. Finale - 3:24
  21. Mischief Managed - 12:06

Bir Örnek:

Double Trouble

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Something Wicked This Way Comes!

Eye of newt and toe of frog,

Wool of bat and toungue of dog,

Adder’s fork and blind’s worm-sting

Lizard’s leg and owlet’s wing.

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Something Wicked This Way Comes!

In the cauldron boil and bake

Fillet of a fenny snake,

Scale of dragon tooth of wolf,

Witches mummy maw and culf.

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Double, double toil and trouble

Fire bund and cauldron bubble

Something Wicked This Way Comes!

Türkçe’si:

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Melun bir şey geliyor bu yana!

Semender gözü, kurbağa parmağı,

Köpek dişi, yarasa yapağı,

Kör yılan iğnesi, engerek dişi,

Kurbağa bacağı, baykuş kanadı.

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Melun bir şey geliyor bu yana!

Kazanda kaynar pişer,

Su yılanının eti,

Ejder pulu, kurt dişi,

Çürümüş cadı kemiği.

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna,

Bela, bela çifte bela,

Ateş yan ve kazan kayna

Melun bir şey geliyor bu yana!

Genel ad. Av tüfekleri;; AK-47

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 5:05 pm

AK-47(Rusça’dan kısaltma: Автомат Калашникова образца 1947 года, Avtomat Kalashnikova 1947), Otomatik Kalaşnikof tüfeği. 1947 model bir Sovyet saldırı tüfeğidir. 1947 yılında Mikayil Kalaşnikov tarafından tasarlanmış ve IZH firması tarafından üretimine başlanmıştır. 7.62×39 mm’lik mermisi kullanır. Dünya üzerinde 100 milyondan fazla AK-47 vardır.


Genel Bilgiler

AK-47 Soğuk Savaş yılları boyunca birçok çatışmada kullanılarak komünist blok için sembol haline gelmiştir. Hızlı üretilebilmesi, kullanım ve bakım kolaylığı nedeniyle AK-47, 1951 yılında üretilmesine rağmen bugün birçok ülke ve gerilla grubu tarafından hala büyük miktarlarda kullanılmaktadır. Kopyası en çok üretilen tüfeklerin başında gelen AK-47, kendisi de kopyadır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru göreve giren Alman StG-44 tüfekleri üzerinde geliştirilen AK-47`in tasarım sürecinde birçok Alman mühendis de görev almıştır.
Soğuk Savaş yılları boyunca Çin ve Varşova Paktı’na bağlı ülkelerce de lisans altında üretilen tüfeğin modifiye edilmiş birçok modeli de çeşitli ülkelerce imal edilmiştir.

AK-47 dayanıklılıklarıyla tanınır; sudan, çamurdan, kumdan etkilenmez ve çok nadir tutukluluk yapar, bu nedenlerden dolayı özellikle terörist gruplar tarafından tercih edilmektedir. Asimetrik savaş koşullarına uygunluğundan dolayı terörist gruplar ve gerillalarla mücadele eden askeri birliklerin genellikle kendi silahları yerine ele geçirdikleri AK-47`leri kullanması silahın başarısını göstermesi açısından önemlidir.

AK-47′ler Türk Ordusu tarafından da kullanılmaktadır. PKK ile çatışmalarda ele geçirilen AK-47′ler Türk ordusu bünyesine katılmıştır.


Dış bağlantılar

  • İngilizce resmi sayfası
  • AK-47 Museum virtual tour (İngilizce)
  • Automat Kalaschnikow adlı belgesel
  • AK-47 sayfası

Topkapı caddesi kavşağındaki; 15-16 Haziran Olayları

Filed under: Uncategorized — admin @ 3:20 pm

15-16 Haziran Olayları, 15-16 Haziran 1970′te başlayan ve yayılan, Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemlerinden biri.

1970′te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı İş Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin işbirliğiyle önce Millet Meclisi ardından Senato’dan geçirildi.Yapılan değişiklik, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamakta, sendika değiştirmeyi güçleştirmekteydi.Yasa taslağı 11 Haziran 1970′te cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onaylamasıyla yürürlüğe girdi.

Kanunlaşan tasarı esas olarak Türk-İş’ten DİSK’e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı.DİSK ve bağlı sendikalar yeni yasaya tepki gösterdiler.Türkiye İşçi Partisi ise sözkonusu yasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıkladı ve iptal davası açtı.

DİSK’li sendikacıların ve yöneticilerin tepkileri, 15 Haziran 1970 sabahı, İstanbul’un belli başlı merkezlerine doğru yürüyüşe geçmeleriyle yeni bir evreye girdi.Son 1,5 yıldır bazı büyük fabrikalarda çeşitli işçi hareketleri ve direnişleri sürmekte olduğundan birçok fabrikada ve işçi semtinde gerginlik artmıştı.15 Haziran 1970′te patlak veren olaylar da bir nevi dışavurum oldu.Kentin Anadolu yakasında başlayan yürüyüş Kartal İlçesi’nden yürüyüşe katılan işçilerle Ankara Asfaltı (E-5 karayolu) boyunca ilerlerken, kendilerine başka fabrikalardan da katılanlar oldu.Göztepe dolaylarında, Otosan Fabrikası işçileri ile DMO işçileri de onlara katıldı ve yürüyüş saat 17:00′ye kadar sürdü.Bir başka yürüyüş kolu da Beykoz ve Paşabahçe’den Üsküdar’a doğru oluştu.16 Haziran’da ise Gebze’den başlayan işçi yürüyüşü, Kartal’dan katılan işçilerle birleşerek Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy İskele Meydanı’na kadar ulaştı.

Avrupa Yakası’nda ise 15 Haziran 1970′te, Bakırköy - Topkapı - Sağmalcılar güzergahında yürüyüş yapıldı.16 Haziran’da da, kentin Topkapı dışındaki kesimlerinden gelen kollar birleşip, Aksaray üzerinen önce Sultanahmet’e, oradan Cağaloğlu ve vilayetten (valilik) geçip Eminönü’ne geldiler.Valilik Haliç üzerine yer alan o zamanki iki köprüyü de açtırarak, eylemcilerin Beyoğlu tarafına geçmesini engelledi.Levent ve Beyoğlu’nda da küçük yürüyüş kolları oluşmuştu.

Gösterilere pekçok fabrikadan 75,000 dolaylarında işçi katıldı.Gösterilen tepki esas olarak DİSK üyesi işçilerden geldiği halde, yürüyüşlere çok sayıda Türk-İş işçisi de toplu halde katıldı.Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti.DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandılar.Kadıköy’de meydana gelen olaylarda 2 işçi, 1 polis ve 1 esnaf yaşamını yitirdi.16 Haziran’da Ankara, Adana, Bursa ve İzmir’de de küçük çaplı olaylar yaşandı.

Olayların ardından CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, Genel Başkan İsmet İnönü ile birlikte partisi adına, TİP’den ayrı olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.Anayasa Mahkemesi, yasa değişikliği konusunda açılmış olan davaları daha sonra karar bağlayarak, söz konusu yasa değişikliklerini iptal etti.

May 26, 2008

Baskın; Kromozom 14

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 8:20 pm

Kromozom 14, toplamda 22 çift olan otozomal insan kromozomlarından ondördüncüsüdür. İnsanlarda normalde bir çift halinde bulunur. 109 milyon baz çiftine ve toplam hücre DNA’sının % ya da %3,5′ine sahiptir. Kromozom 14, muhtemelen 700 ile 1,200 arasında gen içermektedir.


Genler

Kromozom 14 üzerinde bulunan genlerden bazıları:

  • COCH: koagülasyon faktör C homolog, (Limulus polihemus)
  • GALC: galaktozilseramidaz (Krabbe hastalığı)
  • GCH1: GTP siklohidrolaz 1
  • NPC2: Niemann-Pick hastalığı, tip C2
  • PSEN1: presenilin 1 (Alzheimer hastalığı 3)
  • SERPINA1: serpin peptidaz inhibitör, A (alfa-1 antiproteinaz, antitripsin), üye 1
  • TSHR: tiroid uyarıcı hormon reseptör


Hastalıklar

Kromozom 14 üzerinde bulunan genlerle ilgili olan hastalıkların bazıları:

  • alfa-1 antitripsin eksikliği
  • Alzheimer hastalığı
  • Alzheimer hastalığı, tip 3
  • konjenital hipotiroidizm
  • Krabbe hastalığı
  • Niemann-Pick hastalığı
  • sendromik olmayan sağırlık
  • sendromik olmayan sağırlık, otozomal baskın
  • tetrahidrobiopterin eksikliği

Kadar son derece; Boardslide

Filed under: Uncategorized — admin @ 4:10 pm

Boardslide, bir kaykay hareketi olup, bir rail veya bir duvar kenarında kaykay tahtasının alt kısmının üzerinde hareket edilen düzleme 90 derece açı ile sürtünerek kaymaktır.


Yapılışı

  • Hareket yapacağınız materyale doğru en fazla 15 20 derece açı ile yaklaşılır.
  • 90 derece ollie yapılır.
  • Tahtanın üzerinde dengeli bir şekilde sürtünerek ilerlenir.
  • Hız azalmaya başlayınca 90 derece dönüş yapılarak zemine inilir.
  • Kayılarak devam edilir.


Dış bağlantılar

Hareketin videosu

May 24, 2008

Girilince tuvalet aşağıdadır. Sağdaki; FreeCell

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 12:00 pm

FreeCell, Microsoft Windows ile beraber gelen bir kağıt oyunudur. Amaç sol taraftaki 4 haneyi kullanarak sağdaki bölmelere kağıtları 1′den başlayarak yerleştirebilmektir. Soldaki hane sayısı kadar sıralı (kırmızı-siyah üstüste gelir) kağıtlar taşıma yapılır.

Kadar son derece modern; Çığlık (tablo)

Filed under: Uncategorized — admin @ 9:25 am

Çığlık veya orijinal ismiyle Skrik, 1893 tarihli bir tablodur. Norveçli ressam Edvard Munch tarafından yapılmıştır. Birçok eleştirmene göre Munch’un en önemli çalışmasıdır. Resim orjinali 84 cm x 66 cm boyutlarındadır. Resimde ön planda ızdırap çeker gibi görünen bir figür, arka planda ise Ekeberg tepesinden Oslofjord’un görünümü yer alır; Oslofjord göğü kan kırmızısı rengindedir.

Munch daha sonraları resimden bir litograf da yapmıştır. Resim özellikle modern kültür ve sanatta büyük bir etkiye sahiptir.

Norveç’in başkenti Oslo’da ressamla aynı adı taşıyan Munch Müzesi’nde sergilenmekteyken bir soygun sonucu Ağustos 2004 tarihinde birkaç tabloyla birlikte çalınmıştır. Çalındıktan iki yıl sonra 31 Ağustos 2006 tarihinde ise bulunmuştur.

Sağdadır. Son; Talihsiz Serüvenler Dizisi (kitap)

Filed under: Uncategorized — admin @ 4:25 am

Talihsiz Serüvenler Dizisi, Lemony Snicket takma adını kullanan yazar Daniel Handler tarafından yazılıp Brett Helquist tarafından resimlemdirilen bir roman serisidir.

İlk kitap Kötü Günler Başlarken, 30 Eylül 1999′da Rupert Murdoch’ın sahip olduğu HarperCollins Çocuk Kitaplığı’ndan çıktı. Serinin 13. ve son kitabı olan Son, 13 Ekim 2006′da çıktı.

Kitapların film versiyonunda ilk üç kitap olan Kötü Günler Başlarken, Sürüngen Odası ve Uçuruma Bakan Pencere’nin öyküleri anlatılmaktadır. Film ülkemizde de Lemony Snicket’ın Talihsiz Serüvenler Dizisi adıyla 17 Aralık 2004 tarihinde gösterime girdi.

Konu başlıkları


Kitap Serisinin Konusu

Kitap üç şanssız kardeşin öyküsünü konu edinmektedir. Violet, Klaus ve Sunny Baudelaire’in ebeveynleri tüm Baudelaire konağını yokeden bir yangında ölürler. Kötü Günler Başlarken’de Baudelaire mirası anne ve babalarının bir arkadaşı olan Bay Poe’nun çalıştığı bankada bulunmaktadır. Onların ölümünden sonra Bay Poe, vasiyetlerine uygun olarak şehirdeki en yakın akrabaları Kont Olaf’ın yanında yaşamaya gönderilir. Öksüzler Olaf’ı üçüncü kuşaktan dördüncü ya da dördüncü kuşaktan üçüncü kuzenleri zannetmektedir. Kont Olaf büyük Baudelaire mirasını ele geçirmeye çalışır. Ancak kardeşlerden en büyüğü olan Violet on sekiz yaşına girmeden mirasa çocuklar da dahil kimse dokunamayacaktır. Bunu öğrenen Kont, ilk kitabın sonunda Violet’la sahta bir düğün düzenlemeye çalışır ancak başarısız olur. İlkini takip eden altı kitap boyunca Kont Olaf, mirası ele geçirmek için çeşitli oyunlara başvurur ve çeşitli kılıklara girer.

Baudelaire öksüzlerinin diğerlerinden ayıran ve tüm maceraları boyunca onlara yardım eden yetenekleri vardır. Violet; daima yeni şeyler icat eder, Klaus; okuduğu yüzlerce kitaptan işlerine yarayan bilgiler bulur ve Sunny’nin aşırı derecede keskin dişleri ile ısıramayacağı şey yoktur. Sunny ilerleyen kitaplarda yemek yapmayı da öğrenir. Serinin on birinci kitabı olan Mantar Mahşeri’nde ölümcül Medusoid Mycelium mantarını Sunny’nin yememk bilgileri sayesinde etkisiz hale getirirler.


Arka Plan

Kitapların arka planı yani olayların nerede geçtiği tam olarak bilinmiyor. 19. yüzyıl ya da 1930′ların çağdaşında geçtiği tahmin edilir. Çünkü kitaplarda sık sık bahsedilen gökdelenler ilk olarak 1885′te inşa edilmişti. Ayrıca çizer Brett Helquist’in araba illüstrasyonları 1920′lerde kullanılan araba türleridir. Kitapların nerede geçtiği konusunda çeşitli teoriler vardır. Bunlar arasında Avustralya, Yeni Zelanda, Avrupa ülkeleri, Kanada ya da A.B.D var. Olayların Amerika’da geçme olasılığı yüksektir, çünkü ilk kitabın sonunda Brett Helquist’in bir çiziminde bir lolipop reklamında fiyatın 5 cent olduğu yazıyor.
Ancak anakronistik bir yapı görülür. Örneğin, öksüzler Hamarat Cırcır Hastanesi’nde hasta kayıtlarını teknolojik ayırma yönteminden yararlanıp arar ancak aynı kitapta Son Şans Yok Yok dükkanında mors alfabesininin kullanıldığı bir telgraf kullanılır. Aynı dükkenda fiber optik kablolar da satılır. İlk üç kitabın anlatıldığı filmde Baudelaire konağının adresi Boston MA olarak gösterilir. Fakat kitaplarda Arizona Kralı, Winnipeg düşesi gibi kelimeler geçer.


Dağıtım


Kitaplar

Seriyi içine alan on üç kitap sırayla şunlardır:

  • Kötü Günler Başlarken
  • Sürüngen Odası
  • Uçuruma Bakan Pencere
  • Bitik Orman
  • Katı Kurallar Okulu
  • Alacakaranlık Bulvarı
  • Karga Laneti
  • Dehşet Hastanesi
  • Karnaval Ucubeleri
  • Kaygan Yamaç
  • Mantar Mahşeri
  • Evvelki Tehlike
  • Son

Seriyle bağlantılı olan ancak ülkemizde satışa sunulmayan diğer kitaplar ise; The Beatrice Letters, Lemony Snicket: The Unauthorized Autobiography. Serinin cep kitapları; The Bad Beginning or, Orphans! ve The Reptile Room or, Murder!. Tüm kitaplardan komik alıntıları içeren Horseradish: Bitter Truths You Can’t Avoid. de bir Lemony Snicket eseridir.


Sesli Kitaplar

Serinin sesli kitaplarını oyuncu Tim Curry okumaktadır. Üç, dört ve beşinci kitapları Yazar Daniel Handler seslendirmiştir. Tim Curry 6. kitaptan 13. kitaba kadar seslendirmiştir. Her kitabın başlangıcında olduğu gibi “Sevgili okur” diye başlayıp “Anlayışlı editörüme” diyerek gelecek kitapta olacaklara dair ipuçları vererek bitirir. Sesli kitaplardaki müzikler müzik albümünde olduğu gibi The Gothic Archies tarafından seslendirilmiştir.


Müzik Albümü

Ekim 2006′da The Gothic Archies grubunun The Tragic Treasury: Songs from A Series of Unfortunate Events albümü satışa sunuldu. Albümdeki şarkılar, serinin 13 kitabıyla ilgili yazıldı. 2 adet fazladan şarkı ile 15 şarkılık albümün şarkılarını söyleyen ve yazan Stephin Merritt’tir.
Şarkıların isimleri sırayla şunlardır.

  • Scream and Run Away
  • In the Reptile Room
  • The World is a Very Scary Place
  • Dreary, Dreary
  • When You Play the Violin
  • This Abyss
  • Crows
  • Smile! No One Cares How You Feel
  • Freakshow
  • How Do You Slow This Thing Down?
  • A Million Mushrooms
  • Things Are Not What They Appear
  • Shipwrecked
  • Walking My Gargoyle
  • We Are the Gothic Archies


Dış bağlantılar

  • Lemony Snicket’ın resmi web sitesi
  • The Quiet World

Bu kitap serisinin doğru olabileceği konusunda tartışmalar var.(Son kitabı okursanız anlarsınız)

May 23, 2008

Olarak birbirine bitişik; Kesikköprü, Bala

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 8:15 pm

Kesikköprü, Ankara Bala ilçesine bağlı Kesikköprü köyündedir. Selçuklular zamanında yapılan köprü, Kızılırmak üzerinde olup, hâlen Niğde, Adana ve Konya illerine ulaşımı sağlamaktadır. 1251 Yılında yapılan köprü, birbirine yakın sivri kemerli 13 gözden oluşuyor. Her iki yanında geniş taş korkuluklar bulunuyor. Uzunluğu 326.35 m. Eni 4.95 m.dir.

Yaptırdı.; Pertevniyal Sultan

Filed under: Uncategorized — admin @ 2:00 pm

Pertevniyal Sultan (1812-5 Şubat 1883) Osmanlı padişahı Abdülaziz’in annesi, Valide Sultan ve II. Mahmut’un eşidir.

Pertevniyal Sultan Romen asıllıydı ve doğduğu zamanki ismi Besime’ydi. 1829 yılında II. Mahmut’un eşi oldu. 10 yıllık bir evlilikten sonra eşi vefat etti. 25 Haziran 1861 tarihinde Sultan Abdülmecit’in vefatı üzerine oğlu Abdülaziz tahta geçince Pertevniyal Sultan da Valide Sultan unvanını aldı. Oğlunun bütün saltanatı boyunca Valide Sultan kaldı. Hayır hasenata çok önem verirdi. Pertevniyal Lisesi’ni ve Pertevniyal Valide Sultan Camii’ni yaptırdı. Oğlu vefat edince Valide Sultanlık dönemi bitti ama 7 yıl daha yaşadı.

5 Şubat 1883 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda vefat etti. İstanbul’un Aksaray semtinde bulunan kendisinin yaptırmış olduğu Valide Sultan Camii’ndeki Pertevniyal Sultan Türbesine gömüldü.

Kaynak
Geneology of Daniel Thomas Rogers

Cemaat; Bayezid Paşa Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 7:15 am


Bayezıd Paşa Camii (Amasya)

Kunç Köprü’ nün kuzey doğusundadır. Çelebi Mehmed devrinde, Amasya Valisi Bayezid Paşa tarafından 1414 yılında yaptırılmıştır.

Ters T plan şemasına sahip zaviyeli camilerdendir. Son cemaat mahalini çevreleyen mermer üzerindeki geometrik süslemeler, dikkat çekici özelikleri arasında yer almaktadır.

May 22, 2008

Olan çeşitli tiplerde; Sayısallaştırıcı

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 10:35 pm

Sayısallaştırıcı, Digitizer-örneksel sayısal dönüştürücü, çeşitli analog görüntülerin, bilgisayar ortamına sayısal (dijital) olarak aktarmak için kullanılan bir donanım birimidir. Özellikle mühendisler çeşitli fiziki görüntüleri bilgisayar’a aktarıp çalışmalar yapmak için kullanırlar.

Newer Posts »

Powered by WordPress