Kırma News

October 31, 2007

Sütunludur ve; Hadım İbrahim Paşa Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 7:18 pm

Hadım İbrahim Paşa Camii İstanbul’da Silivrikapı’da Cambaziye mahallesinde bir camidir. Caminin dış duvarları Silivrikapı caddesi boyunca uzanır. Avluya üç giriş kapısı vardır.

Hadım İbrahim Paşa tarafından 1551′de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Minare bitişiktir. Açık türbede banisi yatmaktadır. Burası aslında külliye olarak yaptırılmış, günümüze camisi kalmıştır. Kesmetaş-tuğla yapıdır. Son cemaat yeri 5 kubbeli, 6 sütunludur. Revaklar arası alüminyum kapatmalıdır. Mavi beyaz çinileriyle mihrabı özeldir. Minber ve müezzin mahfili mermerdir.

Kare planlı kübik yapının çeşmesi duvara bitişiktir. Kubbe trompları payanda duvarlarına dayanmaktadır. Kasnak petek pencerelidir. 2007′de cami tamir ve bakım dolayısıyla ibadete kapalıdır.

Information

Ve yivsiz; Tüfek

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 5:12 am

400px|thumb|Tüfek (Mosi 1891/30)
Tüfek, hafif ateşli bir silah. Omuza dayanarak kullanılır. Kullanıldığı yerlere göre piyade tüfeği, su altı tüfeği, av tüfeği gibi adlar alır. Mekanizma, kundak, dipçik ve namlu olmak üzere dört ana parçadan meydana gelir. Mekanizma ateşlemeyi ve kovanı dışarı atmayı sağlar. Kundağın muhafaza ettiği namlu mermiye yön vermeye, dipçik ise tüfeğin tepkisini hafifletmeye yarar.

14. yüzyılın sonlarında kullanılmaya başlanan tüfek ilk zamanlar ağızdan doldurulan, yivsiz ve ağır bir yapıya sahipti. Ateşleme dışardan yapılıyordu. Bu sebeple ancak savunmada kullanılabilmekteydi. Zamanla hem savunmada, hem de taarruzda kullanılmaya başlandı. Dışardan ateşlemenin mahzurlarını gidermek için birbirine çarpan iki demirin çıkardığı kıvılcımla ateşlenen çakmaklı tüfekler yapıldı. Daha sonraları aynı çalışma sisteminde çakmak taşı kullanılarak daha iyi bir ateşleme mekanizması elde edildi. Buna rağmen ateş hız ve gücü hala yetersizdi. Bu gayeyle tüfeklerde pekçok değişiklikler kaydedildi. Doldurmanın ağız yerine kuyruktan yapılması, namluya helezonik yiv yapılması, madeni kovanlı fişeklerin kullanılması, iğne ve kapsül sistemine geçilmesi bellibaşlı gelişmelerdir. Fişek hazneleri ve mekanizma sistemlerinin tüfeklerde kullanılmasıyla mermilerin ard arda ateşlenmesi mümkün oldu. Buna göre 1900′lere doğru yapılan Alman Mauser ve Fransız Lebel tüfekleriyle 2000 m menzile erişildi. Birinci Dünya Savaşında piyade tüfeklerinin yerini makineli tüfekler aldı. İkinci Dünya Savaşında ise tüfek artık otomatik silahlarla bir bütün haline geldi. Otomatik ve yarı otomatik tüfeklerde, atışın otomatik olarak yapılmasını sağlamak için ilk atışta meydana gelen barut gazından faydalanılır.

Türklerde tüfeğin kullanılması Osmanlıların kuruluş devirlerine kadar dayanır. Birinci Kosova Muharebesi (1389) ve İstanbul’un fethi sırasında tüfek kullanıldı. Hatta Osmanlı ordusunda tüfekçi denen ve savaşta önemli rol oynayan ordu birlikleri bulunurdu. Silahların bakım ve tamiratına çok önem verildiğinden, başlarında tüfekçibaşı bulunan, bu işlerle ilgili birlikler de vardı. Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında tüfek imalatına ağırlık verildi. 19. yüzyılın sonlarına doğru eldeki tüfekler Avrupa’ya göre geri kaldığından Sultan İkinci Abdülhamid Hanın gayretleriyle daha modern Alman Mauser tüfekleri alındı. Birinci Dünya Savaşında, Osmanlılar pekçok çeşitte tüfek kullandı. Daha öncekilerine ilave 1938′lerde Türk Silah Fabrikalarında Alman Mauser tüfeği kalitesinde tüfekler imal edildi. Bugün ordumuzda Amerikan M1, M14, Alman G1, G3 ve Rus AK-47 piyade tüfekleri kullanılmaktadır.

Tüfekler, hala savaşlarda belirli görevler için muharip sınıfların yanlarında devamlı bulundurdukları silahlardır. Ayrıca tüfeğe dürbün takılarak hedefi daha yakına getirip isabet ihtimalinin artması, tüfeğe bomba takılarak (Tüfek bombası) bombaatar haline getirilmesi ve özel dürbünlerle gece bile hedefi görüp ateş edebilmek bu konudaki önemli gelişmelerdir. Piyade tüfeği dışındaki diğer av ve su altı tüfekleri de zamanla pekçok değişikliğe uğradı. Av tüfeklerinin tek ve çifte denen çift namlulu olanları vardır. Kullanıldığı yere göre kısa menzilli, uzun menzilli gibi değişik özelliklere sahiptir. Su altı tüfekleriyse su altında avlanırken tüfeğe naylon iple bağlı zıpkını atmaya yarar. Bunlar deniz içinde bilhassa balıkların avlanmasında kullanılır.

Tüfek Resimleri

Information

October 29, 2007

Namlu; M-114

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 9:01 am

Günümüzde aralarında Türkiye`nin de bulunduğu 40 civarında ülkenin envanterinde bulunan M-114, 1942 yılında üretime girmiştir.

İkinci Dünya, Kore ve Vietnam savaşlarında Amerikan topçu gücünün bel kemiğini oluşturan M-114, bügün yeni sistemlerle değiştirilmektedir.Daha sonra ana üretici ABD`nin de aralarında bulunduğu birçok ülke tarafından M-114 üzerinde değişiklikler yapılmasına rağmen, Rus topçu sistemleri ile eşit seviyeye getirilemediği için, çalışmalar genellikle sonuçsuz kalmıştır.

M-114, Yugoslavya tarafindan da M-65 adiyla lisans altında üretilmiştir.

Contents


Teknik Veriler

  • Üretici: ABD
  • Namlu Çapı: 155 mm
  • Muharebe ağırlığı: 5 bin 760 kg
  • Namlu Uzunluğu: 39 kalibre /3,778 m
  • Uzunluğu: 7,37 m
  • Yüksekliği: 1,8 m
  • Genişliği: 2,44 m
  • Yükselme: -2º +63º
  • Yana Dönüş Açısı: Sağa 25° Sola 24º
  • Mermi Ağırlığı: 42,91 kg HE
  • Namlu İlk Çikiş Hızı: 563,9 m/s
  • Azami Menzil: 14 bin 600 m; 32 bin 400m (Roket destekli)
  • Atış Hızı: İlk 30 saniyede 2 mermi
  • Yol Hızı: 60 km/s
  • Personal: 11


Kullanan Ülkeler

  • ABD
  • Arjantin
  • Bosna-Hersek
  • Brezilya
  • Danimarka
  • El Salvador
  • Fas
  • Filipinler
  • Hollanda
  • İran
  • Irak
  • İspanya
  • İsrail
  • İtalya
  • Kamboçya
  • Kuzey Kore
  • Laos
  • Libya
  • Lübnan
  • Norveç
  • Pakistan
  • Peru
  • Portekiz
  • Senegal
  • Sırbistan
  • Somali
  • Sudan
  • Suudi Arabistan
  • Tayvan
  • Tayland
  • Tunus
  • Türkiye
  • Uruguay
  • Vietnam
  • Yemen
  • Yunanistan


Ayrıca Bakınız

  • Obüsler listesi


Kaynak

  • MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi Sayı: 2006 - 013


Dış bağlantılar

  • http://www.pakdef.info/pakmilitary/army/artillery/m114.html
  • http://www.globalsecurity.org/military/systems/ground/m114.htm

Information

October 28, 2007

Nadiren de tek; Orfizm

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 5:00 pm

Orfizm (nadiren Orfikizm) eski Yunanistan’da gizemli bir mitolojik din. Mitik Orpheus’un kurduğu söylenir. Orpheus Hadesin yer altı dünyasına gitmiş ve dönmüştü. <ref>W. K. C. Guthrie, The Greeks & Their Gods (Beacon, 1954), p. 322; Kirk, Raven, & Schofield, The Presocratic Philosophers (Cambridge, 1983, 2nd edition), pp. 21, 30-31, 33; Parker, “Early Orphism”, pp. 485, 497</ref>

Birçok din gibi Orfikler de öteki dünya hakkında vaatler verirler.

Bazı tarihçilerin bu din hakkında görüş ayrımı vardır. Hades’in dünyasına gidip de geri dönmeleri ve bu durumda öteki dünyanın avantajlarını savunmaları, erken Hristiyanlığı etkilemiş olabilir.

Contents


İç Bağlantılar

  • Derveni papyrus


Notlar


Araştırmalar

  • Albinus, Lars. 2000. Hades’in Evi. Aarhus.
  • Betegh, Gábor. 2006. The Derveni Papyrus. Cosmology, Theology and Interpretation. Cambridge.
  • Burkert, Walter. 2004. Babylon, Memphis, Persepolis: Eastern Contexts of Greek Culture. Cambridge, MA.
  • Graf, Fritz. 1974. Eleusis und die orphische Dichtung Athens. Berlin, New York.
  • Guthrie, W. K. C. 1952. Orpheus and Greek religion. London.
  • Pugliese Carratelli, Giovanni. 2001. Le lamine doro orfiche. Milano.
  • West, Martin L. 1983. Orphic Poems. Oxford.
  • Robert Parker. 1995. “Early Orphism”. In The Greek World, Anton Powell (ed.).


Dış Bağlantılar

  • İngilizce’ye çevirmiş Orfik metinler

Information

  • Alın Germe Bu ameliyat nadiren tek başına yapılıyor. En sık yüz gençleştirme ve üst göz kapağı ameliyatları ile beraber yapılıyor. Bunun sebebi de alı germenin tam
  • Microsoft® Dosya Biçimi: Microsoft Word - HTML olarak görüntüleITSM çözümleri, çok nadiren sadece tek bir teknoloji ürününden oluşmaktadır; normalde ITSM’nin genel hedefine ulaşmak için birlikte çalışması gereken iki ya
  • Gta san andreas'daki gizemli olayların ss'leri ve birkaçdaha bişi Annenizin mezarına giderseniz nadiren hayaletler cıkıyor,(yerini bilmiyorum) Oyunu bitirmiş biri olarak oyunun tek kelimeyle harika bir oyun olduğunu da
  • TÜRK İ YE ÇAYIR MERALARINDA BULUNAN BAZI ZARARLI B İ TK İ LER VE Dosya Biçimi: PDF/Adobe AcrobatBu nedenle bitkilerde nadiren bir tek alkaloit vardır, çoğu. kez küçük farklarla aynı yapıya sahip bir grup alkaloit birarada bulunur. Bunlardan
  • Tek kullanıcılı kipte açılış Tek kullanıcılı kip önemli bir çalışma seviyesidir. Bu kipte iken sadece sistem Bu tür bozulmalar gerçekte çok nadiren görülürler ve bozulmuş bir sabit
  • boğa burcunun genel özellikleri - Paylaşan Ancak Paylaşılamayan Paylaşan Ancak Paylaşılamayan Tek Forum ! > Bayanlara Özel Bölümümüz > Burçlar Alemi > Onlar nadiren karsisindakinin canini yakacak bir hareket yapar.
  • Tek mesaj gösterimi - Nokia Kullanıcılarının Dikkatine :: TurkBoard Tek mesaj gösterimi, Bu Mesajın Bulunduğu Başlık: Nokia Kullanıcılarının Dikkatine nadiren aşırı ısınma durumunun söz konusu olabileceğini açıkladı.
  • .: Tarımsal Pazarlama v2.3 :. Tarım, Hayvancılık, Sera, Fidan Çiçekler, nadiren tek, çoğunlukla 3-10 tanesi bir arada bulunur. Çanak yapraklar oval, arka kısımları tüylü ve meyvede geriye doğru kıvrık olup sonradan
  • PREEKLAMPSİ, EKLAMPSİ ve HELLP SENDROMU-gebelik.org Nadiren bu tek bulgu olabilir. Trombosit sayısının düşmesi ITP ve gestasyonel trombositopeni (gebeliğe bağlı selim trombosit sayısı düşüklüğü) ile
  • 356_358 I. Ozsoyler Dosya Biçimi: PDF/Adobe Acrobat - HTML olarak görüntülelilere efllik edebilece¤i gibi nadiren de tek bafl›na buluna-. bilmektedir. Çift odac›kl› sa¤ ventrikül, genellikle çocuk-. luk ve genç yetiflkinlik ça¤›nda
  • TRAMADOLOR 100 MG 10 AMPUL - TRAMADOL HCL - FİYAT - BARKOD Çok nadiren epileptik konvülsif nöbetler ortaya çıkabilir. Tek doz 1 ml TramadolorÒ 100 Enjeksiyonluk Çözelti uygulanır (50 mg tramadol hidroklorüre
  • Football Manager Türkiye: HEDEF ADAM (TARGET MAN) Long shots(uzaktan şut): Nadiren Tek hızlı forvet, kapanan rakiplere karşı bence işe yaramaz, böyle maçlarda çift forvet oynamakta fayda var.
  • Papisim forumda üstteki kayan yazı. - Papisim.com Dostlar, sanmayın ki bu nadiren karşılaşılan, tek tük ortaya çıkan bir durum. Aksine, bilgi edinme / işleme sürecinin yapaylaştığı her ortamda giderek
  • Radikal-çevrimiçi / Yaşam / Yalnızlık Çağı (1) Asla Nadiren Bazen Sık sık 2- Konuşacak kimseniz yok gibi mi hissediyorsunuz? Asla Nadiren Bazen Sık sık 3- Tek başınıza olmaya dayanamıyor musunuz?
  • Selim Oklay Bu tip menenjite karşı antibiyotik kullanımının herhangi bir yararı olmayıp, tek tedavi şekli istirahattir. Nadiren bazı mantar çeşitleri de menenjite neden
  • 6.4 Önbellek Dosya Biçimi: PDF/Adobe Acrobat - HTML olarak görüntüleNadiren bakkala tek parça ürün. almaya gidersiniz. Hemen lazım olan ürünlerle birlikte kısa zaman içinde lazım olabilecek. ürünleri de alırsınız.
  • Yeni Şafak - Politika - Böyle 301 bir tek bizde var - 27.12.2005 Böyle 301 bir tek bizde var. Avrupa'da benzerleri özgürlükleri Bu hükümler çok nadiren ve daima AİHS göz önünde bulundurularak uygulanmalıdır.
  • Piroksikam - Vikipedi Piroksikam ile seyrek olarak peptik ülserasyon, perforasyon ve nadiren fatal olabilen piroksikam'in tek doz veya bölünmüş dozlar halinde 20 mg/gün
  • Nozokomiyal Pnömoni Tanı Kriterleri-2002 Dosya Biçimi: Microsoft Word - HTML olarak görüntüleVentilatöre bağlı olmayan hastalarda nadiren ,klinik belirti/bulgular ve tek bir akciğer grafisi ile NP oldukça kolay bir şekilde konulabilir.
  • Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Nazal polipler genellikle etmoid sinüs mukozasının nadiren de maksiller sinüs ve burun mukozasının tek veya çift taraflı, ödem nedeniyle nazal kaviteye
  • Klass Magazin Çok nadiren tek gecelik aşktan gerçekten aşk doğar ama nedense her iki tarafta bunu önemsemez. Aşkın alışkanlık hali: Artık monotonlaşan ilişkide paylaşımın

October 27, 2007

Cemaat yeri; Yavuz Selim Camii

Filed under: Uncategorized — admin @ 6:44 pm

Fatih Fener’de, Yavuz Selim’de, Yavuz Selim caddesinde Tabakyunus sokağının solundadır. İstanbul’un 7 tepesindeki 7 selatin camiden biridir. Haliç’e en yakın olan tepede inşa edilmiştir. İnşa tarihi 1522 olup, mimarı tartışmalıdır. Mimar Ali’ye mi, Mimar Sinan’a mı ait olduğu (Tezkiretül Bünyan’da Sinan’ın eserleri listesinde caminin adı geçmez)açık değildir. Evliya Çelebi, Mimar Sinan’a aittir diye yazar.

Yavuz Sultan Selim’in emriyle yapılmış ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından türbe, imaret, medrese eklenmiştir. Caminin bir yanı sarnıç, bir yanı Kırkmerdiven denilen bir uçurumdur. Üç kapıyla avluya girilir: Türbe kapısı, Çarşı kapısı, Kırkmerdiven kapısı. Ağaçlı geniş bahçeli avlu şadırvanlıdır.

Son cemaat yeri 18 sütuna binen 22 kubbe ile örtülüdür. Avlu ortasında IV. Murad’ın yaptırdığı abdestlik sivri kuvvesi bulunmaktadır. Avlunun dış yüzünde, son cemaat yerinin iç yüzünde çok değerli çiniler vardır. Ana kubbe dört duvardan aşağı iner. Birer şerefeli iki minaresi bulunmaktadır.

İçerde mihrabın solunda mermer 8 sütun üzerinde hünkar mahfili, sağda müezzin mahfili, kıble kapısı üzerinde başka bir müezzin mahfili vardır. Mermer minber de dahil olmak üzere bütün elemanlar oymacılık ve kakmacılık, çinicilik ve tezhip, hat ve nakış sanat eserleriyle donatılmıştır. Pencereler ve kapılarda oymacılık sanatı mükemmeldir. Mihrabı çeviren çinilerin güzelliği sadece bu camide görülür. Caminin iki yanında dokuzar kubbeli iki misafirhane vardır. Karşı tarafında bir medresesi bulunmaktadır.


Yavuz Sultan Selim Türbesi

Caminin yanındadır. Üç kubbeli türbenin en sağındaki sekizgen türbe Yavuz Selim’indir. İki sıralı pencereler, 4 renkli sütunu ve 5 kemeri vardır. Bu revaklı kapıdan girer girmez rengarenk çiniler göz kamaştırır. Kapılar sedef kakmalı, abonozdur. Üst tarafta ‘her nefis ölümü tadacaktır’ ayeti yazılıdır.

Yavuz Selim’in lahti maksurenin ortasındadır. Başında selimi kavuk bulunan lahitin başucunda tahta çıkış ve ölüm tarihi sırma yazıyla yazılıdır. Bir kapıda Abdülhak Hamid’in şiiri Hulusi Efendi hattıyla asılıdır. Pencere kanatları abanoz ve fildişi kakmalıdır. Türbe mimarı Acem Ali’dir. Diğer türbelerde Yavuz Selim kızı Hatice sultan ile kızı, Kanuni’nin annesi, şehzadeler Murad, Mahmud, Abdullah ve diğerinde Sultan Abdülmecid gömülüdür. Yavuz’un sandukası üzerinde bir kaftan vardı ve bu kaftan İbn Kemal’e aitti (Yavuz’la at sürerken kaftanına çamur sıçratan alim).

Information

October 25, 2007

Olmak üzere iki; Canlılar

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 4:58 pm

Canlı; çevreye uyum sağlama, üreme, kalıtım gibi ortak özelliklere sahip doğal varlıklar grubunun üyesi. Canlılar, “yaşam” denilen ve nasıl oluştuğu hâlâ çözülemeyen gizin temel öğeleridir.


Canlıların Ortak Özellikleri

  • Özel bir kimyasal dizilim,
  • Hücresel dizilim,*Organizasyon,
  • Uyarılma,
  • Enerji kullanımı,
  • Çevreye uyum,
  • Üreme,
  • Evrimsel uyum ve varyasyonların kalıtımı

örnek


Canlılar şu şekilde sınıflandırılırlar (Whittaker 1959)

  • Âlem (Monera)
  • Âlem (Protista(mikroskobik calılar )
  • Âlem (Fungi) (Mantarlar)
  • Âlem (Plantea) (Bitkiler)
  • Âlem (Animalia) (Hayvanlar)

Canlıların hepsi hücrelerden oluşmuştur. Hücrenin ilkelliğine göre Prokaryotik (ilkel) ve Eukaryotik (Ökaryotik) (gelişmiş) canlılar olmak üzere ikiye ayrılırlar.

İlk zamanlar sınıflandırma şöyle yapılmıştır; öncelikle “bitkiler” ve “hayvanlar” diye canlılar ikiye ayrılmaktaydı. Sonradan bakteriler gibi tek hücreli canlılar keşfedilip ne bitki ne hayvan özellikleri gösterdikleri farkedilince üçüncü grup olarak “tek hücreliler” grubu ortaya çıktı (Haeckel 1894). Sonradan farkedilen ise bu tek hücrelilerin de prokaryotlar ve ökaryotlar olmak üzere iki çeşitli olduklarıydı. Dolayısıyla tek hücreliler grubu “monera” (prokaryotik) ve “protista” (ökaryotik) olmak üzere ikiye bölündü. En son olarak da, daha önceden bitkiler grubunda yer alan mantarların aslında fotosentez yapamadıkları farkedildi; bitki sayılamayacakları düşünülerek onlara da ayrı bir grup açıldı (Whittaker 1959) ve bugünkü sınıflandırma sistemi elde edilmiş oldu.

Information

Taşıyan ya; SSBN

Filed under: Uncategorized — admin @ 4:07 pm

Ship Submersible Ballistic (Nuclear), Nükleer Kıtalararası Dalgıç Gemi’nin İngilizce kısaltması. Dünyanın ilk nükleer balistik füze taşıyan denizaltısı General Dynamics Electric tarafından yapılan SSBN-598 USS George Washington’dur.

Information

Sultan; Kösem Sultan

Filed under: Uncategorized — admin @ 4:06 pm

thumb|right|200px|Kösem SultanKösem Sultan (Mahpeyker) (1590-1651) Sultan I. Ahmet’in eşi ve Sultan IV. Murat ve I. İbrahim ‘in annesidir.

Osmanlı tarihinin ünlü ve etkili kadınlarından olan Kösem Sultan, 1590 yılında Bosna’da Anastasya adıyla doğdu. Bosna beylerbeyi tarafından İstanbul’a kızlarağası olarak gönderildi. 15 yaşındayken Sultan I. Ahmet’e haseki oldu. Keskin zekasıyla padişahı etkisi altına aldı ve bütün saraya nüfuzunu kabul ettirdi.

Kocası ölünce önce tahta geçen kocasının kardeşi Sultan I. Mustafa ve daha sonra da kocasının başka bir kadından olma oğlu Sultan II. Osman zamanında devlet işlerinde etkinliği arttı. Fakat II. Osman yaşı çok genç olmakla birlikte Kösem Sultan’ın devlet işlerine çok karışmasından rahatsız oldu ve muhtemelen annesi Valide Sultan Mahfiruz Hadice Sultan’ın da etkisiyle onu eski saraya gönderdi. Genç Osman’ın tahtan indirilmesi ve tekrar yerine geçen I. Mustafa’nın da tekrar tahttan indirilmesi üzerine tahta nihayet Kösem Sultan’ın kendi oğlu IV. Murat çıktı. IV. Murat tahta çıktığında sadece 11 yaşındaydı ve Kösem Sultan artık oğlu adına devleti büyük ölçüde yönetmeğe başlamıştı.

Zamanla Sultan IV. Murat olgunlaşarak annesinin faaliyetlerini bir ölçüde engellemeye başlamışsa da genç yaşta ölümü üzerine tahta Kösem Sultan’ın diğer oğlu I. İbrahim çıktı ve Kösem Sultan’ın nüfuzu tekrar arttı. I. İbrahim tahta çıktığında Osmanlı Hanedanı büyük bir krizle karşılaştı. I. İbrahim hanedanın tek erkek varisi durumundaydı ve acil bir şekilde hanedanın devamını sağlama zorunluğu vardı. Oysa I. İbrahim bir ölçüde dengesiz görünüyor ve kadınlarla olan ilişkilere ilgi duymuyordu. Osmanlı hanedanının devamını sağlama görevi büyük ölçüde Kösem Sultan’a düştü. Oğlunu tedavi amacıyla ülkenin her yanından üfürükçüler getirtti. Bu üfürükçülerin en ünlüsü Cinci Hoca lakabıyla tanınan Karabaşzade Hüseyin Efendi’ydi. Nihayet I. İbrahim’in tahta çıkmasından 2 yıl sonra şehzade Mehmet doğdu ve hanedanın devamı sağlama bağlanmış oldu.

I. İbrahim öldükten sonra yerine Kösem Sultan’ın torunu 6 yaşındaki Sultan IV. Mehmet geçti. Önceleri Kösem Sultan’ın nüfuzu devam etti ama bir süre sonra Kösem Sultan’a rakip olan bir başka kadın ortaya çıktı. IV. Mehmet’in annesi Turhan Sultan’la Kösem Sultan arasında kıyasıya bir rekabet başladı. Bu rekabet 3 yıl sürdü ve Kösem Sultan’ın bir gece dairesinin basılarak boğdurulmasıyla noktalandı. Bu olaydan sonra Köprülü ailesinden sadrazamlar iş başına geldi ve Valide Sultanların (padişahların anneleri) devlet siyasetindeki etkileri sona erdi. Kösem Sultan’ın cenazesi Sultan Ahmet Camii ‘ndeki I. Ahmet türbesine gömüldü.

Information

Oluşan ve; Chondrosteoma

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 1:00 am

Chondrosteoma, yapısında yer yer kıkırdak dokusundan oluşan odaklar gösteren kemik tümörüdür. Kıkırdak ve kemik dokusu karışımından ibarettir.

Information

October 24, 2007

Cami; Molla Çelebi Camii

Filed under: Uncategorized — admin @ 12:56 am

Molla Çelebi Camii İstanbul’un Fındıklı semtinde bulunan cami. Fındıklı Camii olarak da bilinir. Banisi kadı Molla Mehmet Çelebi’dir. Mimar Sinan, 1589′da yapmıştır. Deniz kenarındadır.

Kubbesi altıgen bir destek sistemine oturur. Anakubbe 4 sütun üzerindedir, çevresinde beş yarım kubbe vardır. Yarım kubbeler köşelerde yeralır ve birbirlerine bitişiktir. Beşinci yarım kubbe ise mihrap çıkıntısının üstündedir. Cami, duvarla çevrilidir. Kubbeye destek olan ayaklar duvarlara gömülüdür. Külliyesinden bugüne bir şey kalmamıştır.


Kaynak

Information

October 23, 2007

Av tüfekleri; Av tüfeği

Filed under: Uncategorized — admin @ 3:14 am

Avcılıkta kullanılan tüfeklere verilen genel ad. Av tüfekleri; piyade tüfeklerinden farklı olarak birbirine bitişik iki namlu, nadiren de tek namluludur. Basit modelleri olduğu kadar, son derece modern ve fişek kapasiteleri yüksek olan çeşitli tiplerde av tüfekleri üretilmektedir.

Av tüfekleri yivli ve yivsiz olmak üzere iki kategoriye ayrılırlar.</BR>
Kırma</br>
Çifte</br>
Superpoze</br>

Information

October 22, 2007

Sultan; Nur Yoldaş

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 7:23 pm

Türk pop müzik sanatçısı.

Nur Yoldaş, müzik kariyerine Altın Mikrofon Yarışması ile başlamıştır. Aynı yarışmada tanışıp evlendiği Ergüder Yoldaş bestesi olan “Sultan-ı Yegáh” 45′liği ile 1981 yılında Türk popunda çığır açmıştır. 1982′de ise farklı makamlarda bestelenmiş ve çok sesli Batı Müziği ile Türk Müziği’nin sentezini yapan on şarkının yer aldığı “Sultan-ı Yegáh” LP’si ile büyük başarı elde etmiştir.

1983′de yayınlanan “Elde Var Hüzün” LP’sinin ardından müziğe ara vermiş ve bu ara “Sultan-ı Yegáh”ın 1998′de CD formatında tekrar yayınlanmasına kadar sürmüştür. Nur Yoldaş, müzik hayatına konserler vererek devam etmektedir.

Contents


Diskografi


45′lik

  • Aşk Bir Fantazi - Bile Bile, (Polydor) (1974)
  • Sultan-ı Yegáh - Anadolu, (Öncü Plak) (1981)


Albüm / Uzun Çalar (Long Play)

  • Sultan-ı Yegáh , (Öncü Plak) (1982)
  • Elde Var Hüzün, (Work Shop) (1983)
  • Dönüş
  • Sultan-ı Yegáh , (Beyoğlu Metropol) (1998)


Dış bağlantılar

  • [1]

Information

Cami Kanuni; Defterdar Süleyman Çelebi Camii

Filed under: Uncategorized — admin @ 6:23 pm

1. Mimar Sinan’a ait bir cami, Fatih Cibali Üsküplü caddesindeki Süleyman Çelebi Camii yahut Üsküplü camiidir. Kadir Has Üniversitesi’nin arkasında,Unkapanı’na yakındır.

2. Fakat bir de Defterdar Camii diye bilinen yine Mimar Sinan’a ait cami Eyüp Defterdar’dadır. Hattat Nazlı Mahmud Çelebi 1541′de yaptırmıştır. Vakıfların tamirinde minare tepesine ilk camiye uygun olarak banisinin yaptığı gibi hokka ve divit konulmuştur. Ahşap kırma çatılı bu cami kesmetaştan duvarlıdır. Avluya tek kapıdan girilir ve bir açık türbede banisi yatar. Mermer sütunlu son cemaat yeri vardır. Harimde tavan düz, mihrap mukarnaslıdır, kadınlar bölümü ve maksuresi vardır, üç tarafı mezarlıktır.

Information

October 21, 2007

Idi. 1533′de; Adıge Sürgünü

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 2:49 am

thumb|right|300px|Adıge Bayrağı
Adıge Sürgünü, 19.yüzyılda, özellikle 1864 yılında yoğunlaşmak ve başta Adigeler (Çerkesler) olmak üzere, Kuzey Kafkasya halklarının Türkiye’ye yönelik zorunlu göçleri. Büyük Çerkes Sürgünü ya da Göçü ya da Çerkes Soykırımı gibi adlar da verilmektedir.Bu olay sonunda 1 milyonun üzerinde bir nüfus Osmanlı topraklarına yerleşmiştir.

Contents


Göçlerin tarihçesi ve siyasal nedenleri

frame|Şeyh Şamil

Türkiye’ye yönelik Çerkes göçleri, küçük gruplar halinde 19.yüzyılın ilk yarısında da yapılmıştı. Örneğin 12 Haziran 1828′de Anapa’nın Rusların eline geçmesi üzerine, kentteki Adıge’lerin bir bölümü de Türkiye’ye göç etmişti. Türkiye’nin Karadeniz kıyılarına yerleşen, tarım ve ticaretle geçinen 370 Adıge ailesi vardı. Ayrıca K’emguy derebeylerinden Kaplan-Girey, Şubat 1847′de 1.619 kişisi ile birlikte İstanbul’a yerleşmiş, kölelerinin bir bölümünü de satmıştı.<ref>Ali Kasumov-Hasan Kasumov,Çerkes Soykırımı,Ankara,1995,s.142-143 </ref>

Bu gruplar Çerkesya ile ticari,vb ilişkilerini de sürdürüyorlardı.

Göçlerin temel nedeni ise, Rus emperyalist politikasıdır. Adıge sürgününde Osmanlı, İngiliz ya da Fransız’ları da sorumlu sayan görüşler vardır. Ama asıl sorumlu olanı Rus hükümetidir. Kırım Savaşı, Rusya açısından Çerkesya’nın stratejik önemini somut bir biçimde ortaya koymuştu. Büyük Rus birlikleri, Adıgeler ile İmam Şamil kuvvetlerinden duyulan kaygılar nedeniyle, İngiliz ve Fransızlarla savaşmak üzere, Kırım’daki cepheye sürülememişti.Bu da Karadeniz yoluyla Türk ve Batı dünyasına açık bir kıyı ülkesi olan Çerkesya’nın stratejik önemini ortaya çıkarmıştı. Burada güvenilmeyen, yıllardan beri Rusları uğraştıran, inatçı, Rus egemenlik alanı içinde bağımsız bir ada oluşturan, kültürlü ve üstelik de Müslüman olan bir nüfus bulunuyordu. Fırsat bulduklarında Adıgeler, deniz yoluyla batıdan yardım alabilecek ve hızla kalkınabilecek bir konuma ve toplumsal yapıya sahiptiler.<ref>Kafkasya Kül.Der.,sayı 39-42,Ankara,1973,s.144-145 </ref>
Adıge tarımı ve hayvancılığı da, çağına göre çok ileri durumdaydı.<ref>Kafdağı Der.,sayı 11-12,s.52-53 </ref> Ortodoks Hıristiyan’ların koruyuculuğunu üstlenen yayılmacı Rusya, kendi politik çıkarları açısından, bütün bir Rusya’daki Müslüman nüfus yanında,özellikle Batılı ülkelere açık olan,yani Karadeniz kıyısında ya da yakınında yaşayan Müslüman toplulukları (Adigeler, Abazalar, Nogaylar ve Kırım Tatarları,vb) gerekirse yok etmek ya da iyice etkisizleştirmek istiyordu. Bunlar Rus makamlarınca görüşülen ve üzerinde durulan konular idiler.<ref>A.Kasumuv-H.Kasumov,Çerkes Soykırımı,s.285-298 </ref>

Bu amaçla, yani Kuzey Kafkasya halklarının Türkiye’ye göç ettirilmesi programına geçerlik ve ivedilik kazandırmak için, General M.T.Loris - Melikov 1860′da İstanbul’a gönderildi. Amaç, Kuzey Kafkasya Müslüman nüfusunun Türkiye’ye transferinin Rusya açısından yaşamsal bir önem taşıdığını İstanbul’daki Rus büyükelçisine kavratmak idi.<ref>Kuzey Kafkasya KD,sayı 87-88,s.8;İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,Moskva,1988,s.206-207</ref>
Bu doğrultudaki Rus diplomatik girişimleri sonucu Osmanlı hükümeti, Rusya’dan, özellikle Kuzey Kafkasya’dan gelecek bir Müslüman nüfusu kabul etmeyi ilke olarak benimsedi ve karşılıklı göç komisyonları devreye sokuldu; ilk aşamada, yani 1860-1861 yıllarında 10 bin Kabartay <ref>Özdemir Özbay,Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya,Ankara,1999,s.165;İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,s.206</ref> ve buna ek bir Müslüman Oset nüfusunun Osmanlı topraklarına göç ettirilmesiyle işe başlandı. Kabartay ve Osetleri göçe zorlamak için derebeylerinin ve köylülerin topraklarına el konuyor, küçük köyler kaldırılıp daha büyük köylerde birleşmeye zorlanıyordu.Ruslar göçü teşvik için bazı ajan ve derebeylerine gizlice para da veriyorlardı.Kabartayların öncülüğünde başlatılmış olan bu göç olayına, daha sonraları İstambulak’o (İstanbul’a Göç; İstanbul Yolculuğu) adı verilmiştir. Kabartay ve Müslüman Oset göçlerinin başlatılmasının bir başka nedeni de, daha batıdaki Adıge nüfusuna yönenlik etnik temizlik ve dış sürgün ya da deportasyon olayını gizleme ve olası tepkileri geçiştirme kaygısıydı. Irkçı ve yayılmacı Rus yönetimi, insanlığa karşı bir suç işlemekte olduğunun elbette bilinci içindeydi.

Daha sonra 22 bin Çeçen ve onlarla birlikte, yine bazı Müslüman Osetler de Türkiye’ye gönderildiler<ref>Age,s.207</ref>. Bu tür yöresel, kısmi ve etnik coğrafyayı kökten yok etmeyen göçler, aralıklarla 20.yüzyıl başlarına değin sürdü. Bu tür göçlere, Dağıstan halkları, Abhazlar, Karaçaylılar, vb de katıldılar.


Adıge’lerin Sürgün Edilmesi

1860 yılı başlarında, Rus egemenlik alanı içinde, ele geçirilememiş bir ada biçiminde ve çözümlenmemiş bir sorun olarak, sadece Adıge ya da Çerkes sorunu bulunuyordu. Dış kışkırtmalarla da alevlendirilen ve yüreklendirilen bir Çerkes direnişi vardı. Ruslar bir türlü Çerkesya’ya söz geçiremiyor ve boyun eğdiremiyordu. Özellikle Karadeniz kıyısı boyunca ve doğuda Byelaya (Şhaguaşe) Irmağına değin yayılmış olan demokratik Çerkes (Abadzeh, Natuhay, Şapsığ, Hak’uç, Vıbıh, Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu) toplulukları başkalarına boyun eğmeye alışık değildiler ve özgür yaşamlarını sürdürmek istiyorlardı. Yarı feodal Adıge toplulukları (Bjeduğ,K’emguy,Mahoş,Yegerukay,Kuban Kabartay,Besleney,vd) ise,1859′da Ruslara boyun eğmişlerdi.Ruslar batıya doğru ilerleyerek Şhaguaşe (Byelaya ya da Belaya) Irmağına ulaşmış,Adıgeleri dar bir dağlık alana sıkıştırmış,verimli tarım topraklarının hemen tamamını ele geçirmiş ve yaşamsal önemdeki ekonomik kaynaklarını da yok etmiş bulunuyorlardı.

Rus tarafında sorunun çözümü konusunda,öteden beri iki farklı görüş vardı: Çerkesleri topraklarından sürerek yok etmek; Çerkeslerin dostluğunu kazanarak sorunu, zaman içinde barışçı yollarla çözmek. Sürgün tezini, ilk kez, 1857′de, Rus Kafkasya Ordusu Kurmay Başkanı General Milyutin öne sürdü, Adıgelere boyun eğdirmek için, Adıgelerin en az bir bölümünün kuzeydeki Don Havzası yöresine sürülmesini önerdi, ama Rusya’daki diğer Müslümanların da tepkisini çekebileceği ve yeni sorunlara yol açabileceği kaygısıyla öneri sakıncalı bulundu <ref>Çerkes Soykırımı,s.238</ref>. Karşıt görüş olarak, General Filipson, Karadeniz kıyısındaki Çerkeslerin Türkiye ile ticaretlerinin serbest bırakılması halinde sorunun barışçıl yollarla da çözümlenebileceğini savundu <ref>Çerkes Soykırımı,s.236-237</ref>. Ama 1861′de Rusya’da demokratik reformlar çerçevesinde toprak köleliğinin (serflik) kaldırılmasıyla, büyük bir toprak isteği belirmişti.Karadeniz kıyısında yaşayan Vıbıh ve Cigetler (Abazin) ile içerideki (sıradağların ardındaki) Abadzeh toplululuklarının Türkiye ile önemli bir köle (esir) ticareti vardı.Vıbıhların bir bölümü köleleri ve özellikle köle ticareti nedeniyle zengindi, zengin Vıbıhlar,yoksul kişiler olan Abadzeh,Ciget (Abazin) ve Abhazlar gibi kendi kölelerini değil,daha çok,sıradağlar üzerindeki gizli geçitler yoluyla, Abadzeh bölgesi köle tüccarlarından temin ettikleri köleleri,özellikle güzel köle kızlarını Osmanlı haremleri için Osmanlı köle tüccarlarına satıyor,bu işten büyük paralar kazanıyorlardı. Vıbıh zenginler (kuaşkhalar) gibi,diğer Adıgelerin de kıyıdaki konumlarını yitirmelerini kabul etmeyeceklerini değerlendiren,ayrıca 1861′de özgürlüğüne kavuşan topraksız Rus köylülerinin (mujik)lerin toprak gereksinimlerini de dikkate alan Kafkasya Ordusu Komutanı General Prens Baryatinski, Milyutin’in raporunu daha köktenci bir anlayışla ele alıp geliştirdi ve Çerkeslerin toplu halde Osmanlı topraklarına göderilmelerini, Adıgelerden boşalacak yerlere de Rus mujiklerin ve Kazakların yerleştirilmesini Çar’a önerdi. İyi bir planlama yapılması halinde, sürülme olayının fazla bir tepki çekmeyeceği de öneride belirtiliyordu. Öneri,1861′de bir Rus devlet politikası olarak kesinlik kazandı.Tam bu sıralarda,1855′te Çerkes köle ticaretini yasaklamış olan Osmanlı Devleti de,”Çerkes kölelerin kötü durumda olmadıkları” gerekçesini öne sürerek Çerkes köle ticaretini 1857′de yeniden serbest bıraktı.Dahası 1860 sonrasında Trabzon ve Samsun’da Çerkes esir pazarları kurdurdu (Prof.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Kölelik,Ankara,1992,s.18-19).Bu da kuşkusuz Çerkes köle sahiplerini Osmanlı topraklarına göç etmeye özendirici bir karardı.

Adıgeler Rus hükümetinin niyetini az çok kavramakta gecikmediler.Büyük bir felaketi önlemek için uzlaşma yolları aramaya başladılar. Bir yandan da, gerekirse sonuna değin direnmek amacıyla, Haziran 1861′de Abadzeh, Şapsığ ve Vıbıh bölgeleri birleşti.Soçi (Saçe/Шъачэ) yakınlarında bir Ulusal Meclis ile bu meclise dayalı ve 15 üyeli bir Meclis Yönetimi oluşturuldu. Yeni yönetim, sığınmacılarla birlikte 1 milyonun üzerinde bir nüfusu temsil ediyordu.

Eylül 1861′de Çerkes temsilciler, Maykop yakınlarındaki Hamketi (Хьамк1эт1ый) istihkamını ziyaret eden Çar II.Aleksandr ile görüştüler ve yerlerinden sürülmemeleri koşulu kabul edildiğinde uzlaşmak istediklerini belirttiler.Özellikle Vıbıhlar bu isteği vurguladılar ve Çar’a yazılı olarak koşullarını sundular.Ama Adıgeleri sürmekte kararlı olan ve hiçbir ödüne yanaşmayan Çar,Çerkes temsilcilere: “Ya Türkiye’ye göç edin ya da Kuban Irmağı boylarında gösterilecek olan yerlere yerleşin, kararınızı da bir ay içinde General Kont Yevdokimov’a bildirin” dedi. 1 milyonu aşkın bir nüfusun binlerce yıldan beri yaşadıkları kıyı bölgesinden kaldırılıp Rus askerleri ile Kazak milisleri denetimindeki sıtma yatağı bir bataklık, bir ölüm tarlası olan Kuban Irmağı boylarına yerleştirilmesi önerisi, makul bir öneri olamazdı, sadece “yasak savma” kabilinden bir alternatif olabilirdi. Bölgeye daha yakın bir alanda yaşayan bazı Abadzehler, Çar’ın toprak takası önerisini kabul etme eğilimi gösterdiler, ama kıyıda yaşayan Şapsığlar, özellikle direnişi hararetle savunan Vıbıhlar öneriyi ve Çar’ın diğer koşullarını (Tutsak askerlerin, sığınmacılar ile asker kaçaklarının koşulsuz teslimi,vb) kabul etmediler.Vıbıh zenginler çalışmaz,nüfusun dörtte birini oluşturan kölelerinin sırtından geçinirlerdi.Rusya’nın 1861′de köleliği kaldırmış olması,Türkiye’nin de 1855′te yasaklamış olduğu Çerkes köle ticaretini,bir taktik olarak 1857′de yeniden serbest bırakmış olması,bir Vıbıh-Rus uzlaşmasını da olanaksız kılıyordu.Vıbıhlar komşuları Abazalar (Abazin) üzerinde etkili oldukları gibi,Şapsığ ve Abadzehleri de birlikte savaşa yönlendiriyorlardı (bk.L.İ.Lavrov,Vubıkhlar Hakkında Etnografik Bir Araştırma,Kafkasya Gerçeği Dergisi,Samsun,1992,sayı 8,s.46-59;Prof.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Kölelik,Ankara,1992,s.18-19;V.T.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara,2007,s.252-253).

Rus tarafının, yani Çar II.Aleksandr’ın katı tutumu sonucu bir uzlaşma sağlanamadı. Rus hükümeti 1862 yılı başında, “Çerkeslerin Rusya dışına göç etmelerine izin veren” bir karar çıkardı. Ruslar 1856 Paris Antlaşması nedeniyle donanma bulunduramadıkları Karadeniz kıyısından çıkartma yapamıyorlardı.Bu nedenle Adıgeleri karadan müstahkem hatlarla çember içine aldılar ve çemberi kıyıya doğru daraltmaya başladılar. Rusların bu iş için 300 bini bulan büyük bir askeri gücü görevlendirdileri bilinmektedir.1862′de, karların erimesiyle birlikte, Rus birlikleri harekete geçtiler,direnenleri öldürmeye,köyleri ateşe vermeye,boşaltılan yerlere Kazak stanitsaları (müstahkem köy) yerleştirmeye başladılar. Bir yıldan fazla süren sert ve kahramanca bir direnişten sonra, Ruslar, Temmuz 1863′te Abadzehleri, Ekim ayında da Şapsığları ateşkes istemek zorunda bıraktılar. Abadzehlerin bir bölümü Kuban boylarına yerleşmeye, bir bölümü de Türkiye’ye göç etmeye başladı. Rus askeri hatlarından uzakta bulunan Vıbıhlar ise,Kırım Savaşı gibi bir Rus-Avrupa savaşı olacağını düşünerek,zaman kazanmayı ve beklemeyi yeğlediler. Ateşkes antlaşmasına göre, Şapsığlara kış koşulları ve herhalde Osmanlıların da istemeleri nedeniyle, 6 Mart 1864 günü akşamına değin yerlerinde kalma süresi verildi.Bu arada Adıgelere yönelik genel Rus askeri harekatı da, 6 Mart 1864 günü akşamına değin olmak üzere, geçici olarak durduruldu.

Rus askeri birlikleri 1864 yılı Şubat ayı sonlarında,yani karların erimesiyle birlikte harekete geçtiler.Ateşkes imzaladığı için artık direnmeyen Şapsığ toprakları üzerinden yürüyerek, Mart 1864′te henüz boyun eğmemiş olan Vıbıh bölgesine ulaştılar. Ruslar, Vıbıhlardan gelen anlaşma ya da uzlaşma isteklerini, zaman kazanma taktiği de sayarak reddettiler.19 Mart 1864′te Vıbıhlar bir direniş denemesinde bulunduktan sonra dağıldılar ve 24 Mart 1864′te ateşkesi kabul ettiler. Ertesi gün, yani 25 Mart 1864′te Vıbıh bölgesinin merkezi durumundaki eski Navaginsk Kalesi de (Soçi), savaşsız Rusların eline geçti <ref>Semen Esadze,Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali,Ankara,1999,s.116-118</ref>. Ruslar, daha güneydeki dağlık kesimlerde yaşayan küçük Abaza (Abazin) topluluklarının barındıkları Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu yörelerini,yani şimdiki Gagra yöresini, Nisan ve Mayıs aylarında kontrol altına almayı,direnen Aibga topluluğuna 12 Mayıs 1864′te boyun eğdirmeyi başardılar; bu küçük toplulukları da Türkiye’ye göç ettirdiler ve işgal edilen bütün bu Çerkes topraklarını “Kuban Ordusu Yönetimine” verdiler <ref>Kim Şibzuh,Dönem Bize Yeni Sorumluluklar Yüklüyor,Kuzey Kafkasya KD,sayı 87-88,s.8</ref>.Ama Şapsığ ve Vıbıhların komşusu olup 1864′te Ruslara boyun eğmeyen ve dağlarda yaşayan Adıge Hak’uç topluluğu direnişini,yer yer 1870′li yıllara,tükeninceye değin sürdürdü (T.V.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara 2007,s.281-285).Sonuç olarak bazı Çerkes toplulukları tamamen silindiler: Vıbıhlar (25 binden 1880′de 80′e düştüler), Cigetler, Aibga, Ahçipsov ve Pshular (hepsi 17 bin kadardılar,silindiler)<ref>İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,s.207;Hayri Ersoy,Dili,Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler,İstanbul,1993,s.44,burada Ciget sayısı (Pshu,Ahçipsov,Aibga,vb dahil)16.923 olarak verilmektedir.</ref>. Bazıları da tükenme noktasına geldiler ya da iyice azaldılar: Abadzehler (1864′te 260 binden 1880′de 14.660′a ), Natuhaylar (240 binden 175′e), Şapsığlar (300 binden 4.983′e), Hak’uçlar 83′e,doğuda Kuban ve Laba ırmakları boylarında yaşayan yarı feodal topluluklar olan K’emguylar 80 binden 3.140′a, Bjeduğlar 60 binden 15.263′e düştüler, vb <ref>Şapsugiya/Шапсугия gazetesi,no.3,Сочи/Шъачэ,Октябрь,1991,s.4;A.Kasumov-H.Kasumov,Çerkes Soykırımı,s.290-291,burada,1882 verilerine göre Kuban oblastındaki toplam Adıge nüfusu 61.231 olarak verilmektedir,bunun 16.771′i Bjeduğ,15.440′ı Kabartay,13.961′i Abadzeh,6.551′i Besleney,5.127’si K’emguy ve 3.331′i Şapsığ idi.</ref>.


Çerkesya’dan Sürülenlerin Sayısı

Rus kaynaklarına göre, 1863-64 yılları süresince 418 bin kişi Türkiye’ye “göç” etmiştir. 1858-65 yılları arasında göç edenlerin toplam sayısı da 493 bindir. Bu bağlamda 45.023 Natuhay, 27.337 Abadzeh, 165.626 Şapsığ, 74.567 Vıbıh, 11.873 Ciget, 10.500 Bjeduğ, 30 bin Abaza (Abazin), 4 bin Besleney, 15 bin K’emguy, Mahoş, Yegerukay, 30.650 Nogay, 17 bin Kabartay ve 23.193 Çeçen Türkiye’ye yerleşmiştir<ref>İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,s.207</ref>. 1864 öncesinde tamamı 25 bin dolayında düşünülen <ref>L.İ.Lavrov,Vubıkhlar Hakkında Etnografik Bir Araştırma,Kafkasya Gerçeği Der.,Samsun,1992,s.47</ref> Vıbıhların sayısının 74.567 olarak verilmesi ise, Vıbıh limanlarından Türkiye’ye gönderilenlerin tümünün Vıbıh yazılmaları ile açıklanabilir. Ancak bütün bu sayılar, Ruslarca kayıt altına alınmış ve büyük bir olasılıkla düşük tutulmuş olan sayılardır.

İngiliz savaş tarihçisi W.E.D.Allen’e göre, o zamanki Türkiye topraklarına yerleştirilmiş olan Çerkeslerin (Adıge) sayısı 600 binden fazladır <ref>W.E.D.Allen ve ölü Paul Muratoff,1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi,Gnkur.Basımevi,Ankara,1966,s.104</ref>. Amerikalı Justin McCarthy, sürülen Çerkes ve diğer Kafkas topluluklarının sayısının 1.200.000 dolayında olabileceğini, bunun ancak 800 bin kadarının hayatta kalabildiğini belirtiyor. Sağ kalan nüfusun 600 bini 1856-64 arasında, 200 bini de 1864 sonrasında göç etmiştir <ref>Justin McCarthy,Ölüm ve Sürgün,İstanbul,1998,3.baskı,s.37-38</ref>. Şu durumda Allen ve McCarthy’nin 1864′te Türkiye’ye yerleşebilen nüfusa ilişkin tahminleri uyuşmaktadır. General İsmail Berkok’a göre ise, sayı 1 milyon kadardır<ref>General İsmail Berkok,Tarihte Kafkasya,İstanbul,1958,s.526</ref>. Bütün bunlar, kuşkusuz tahmini sayılardır. Sayıyı daha az ya da daha çok olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ancak, Adıge-Çerkes kaynakları, genellikle 1.500.000 sayısı üzerinde birleşmektedirler.

Sürgüne katılan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yeri sırasında öldüğü kabul edilmektedir. Rusların doğrudan öldürdüğü Adıge sayısı ise 500 binden fazla olarak tahmin edilmektedir<ref>Dr.Almir Abreg,Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi,İstanbul,2006,s.43</ref>.

W.E.D.Allen’e göre, 1864 Çerkes sürgünü sırasında birkaç bin Abhaz da, Abhazya’dan bir “kaçış” biçiminde ayrılıp Türkiye’ye sığınmıştır<ref>W.E.D.Allen ve ölü Paul Muratoff,age,s.120</ref>.

Sürgün olayının bindirme limanları kuzeyden güneye Taman, Anapa, Novorossiysk, Gelencik, Tuapse, Soçi, Kosta, Adler, Gagra, Sohum, vb gibi Karadeniz limanlarıdır. Çerkesya’yı boşaltma işi 1864 yılı Haziran ayı ortalarında tamamlanmış, kuzeyde Kuban Irmağından güneyde Bzıb (Psıbe) Irmağına değin uzanan Karadeniz kıyıları ile hinterlandında tek bir Çerkes bile bırakılmamış, ülke korkulası ıssız bir cangıla dönüştürülmüş, bütün Çerkes yerleşim birimleri istisnasız ateşe verilip yakılmış,tarlalar atlara çiğnetilmiş ve meyve ağaçları bile askerlerce bir bir kesilmiştir.Amaç,olası bir Adıge dönüşüne fırsat ya da dağlarda direnenlere,yani Hak’uçlara (Хьак1уцу),vb yararlanacakları hiçbir şey bırakmamak idi.

Orta Kuban ve Orta Laba ırmakları solundaki bataklık ovalara yerleştirilenlerle birlikte,bu yerlerde toplanmış olarak,geride sadece 80 bin kadar bir Adıge nüfusu kalmıştır<ref>Dr.Almir Abreg,age,s.45</ref>.


İndirme Yerleri

Adıge sürgünü sırasındaki Rus politikası, Çerkes nüfusu bir an önce Rusya sınırları dışına göndermek ve onlardan ebedi kurtulmak biçiminde uygulanmıştır. Karadeniz kıyısına yığılan sivil nüfus, nine ve dedelerce de doğrulandığı gibi, Rus askerlerinin süngü ve dipçik darbeleriyle de zorlanarak, bazı durumlarda oturmaya bile yer kalmayacak biçimde ve yığınlar halinde gemilere doldurulmuştur. Bu yüzden zayiat da büyük olmuştur. Osmanlı yönetimi ile koordineli olarak, Batum, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, kefken şimdiki Akçakoca, Burgaz, Varna ve Köstence’de göçmen kampları kurulmuştur. Bu yerler açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle, kısa sürede ölüm kamplarına dönüşmüştür.1864′te Türk yönetiminde olan Batum’a 70 bin, Trabzon’a ilk posta 24.700 (19 bini öldü), ardından 63.900 Çerkes (günde 180-250 kişi ölüyordu), Samsun’a da 110 bin Çerkes (günde ortalama 200 kişi ölüyordu) çıkarılmıştır<ref>Gen.İsmail Berkok,age,s.528-529</ref>. Kısa bir süre içinde kampların çevreleri yer yer toplu Çerkes mezarlıklarına dönüşmüştür.

1863′te daha çok Natuhay ve Abadzehler ile yarı feodal topluluklar,1864′te ise Şapsığ, Hak’uç, Vıbıh ve Cigetler göç etmişlerdir. Bu arada salgın hastalıklar nedeniyle İstanbul’a göçmen sokulması yasaklanmış, sevkiyat Balkanlar’a yönlendirilmiştir.

Kuzey Anadolu limanlarına çıkarılan göçmenler şimdiki Ordu, Samsun, Tokat, Amasya, Sinop, Yozgat, Düzce, Adapazarı, Kocaeli, vb gibi, o zamanlar boş durumda olan yerlere yerleştirilmiştir. Çerkeslere küçük ölçekli ve dağınık yerler tahsis edilmiş, belli yerlerde öbeklenmelerine, özellikle toplulaşmalarına fırsat tanınmamıştır. Çünkü “Çerkeslerin kötü ve saldırgan kişiler oldukları” biçiminde etkili bir Rus dezenformasyonu vardı. Osmanlı yönetimi de Çerkeslerin toplu bir etnik güç olmasını istemiyordu. Toplu yerleşim, sadece İç Doğu’daki Uzunyayla yöresinde (Kabartay, Hatukay, vb) küçük ölçekte gerçekleşebilmiştir. Sonuç olarak Kuzey Anadolu’ya yüzbinlerce Çerkes yerleştirilmiştir. Bunlara toprak ve hayvan verilmiş, parasal yardım da yapılmıştır.

Balkanlar’da özellikle Tuna Irmağının güney boylarında şerit gibi uzayan ve yer yer toplulaşan Adıge yerleşmeleri oluşmuştur. Köstence, Varna, Silistre, Rusçuk, Plevne, Vidin, Niş, Burgaz, Kazanlık, Eski Zağra, Filibe, vb yörelerde, şimdiki Kosova, Makedonya, Arnavutluk ve Trakya gibi yerlerde irili ufaklı Çerkes yerleşim birimleri oluşmuştur. Adıgeler çoğunca köy köy ya da öbek öbek, dağınık halde yeni yerlerine yerleştirilmişlerdir. Şapsığ ve Abadzehler, daha çok etnik Adıg