thumb|right|300px|Adıge Bayrağı
Adıge Sürgünü, 19.yüzyılda, özellikle 1864 yılında yoğunlaşmak ve başta Adigeler (Çerkesler) olmak üzere, Kuzey Kafkasya halklarının Türkiye’ye yönelik zorunlu göçleri. Büyük Çerkes Sürgünü ya da Göçü ya da Çerkes Soykırımı gibi adlar da verilmektedir.Bu olay sonunda 1 milyonun üzerinde bir nüfus Osmanlı topraklarına yerleşmiştir.
Göçlerin tarihçesi ve siyasal nedenleri
frame|Şeyh Şamil
Türkiye’ye yönelik Çerkes göçleri, küçük gruplar halinde 19.yüzyılın ilk yarısında da yapılmıştı. Örneğin 12 Haziran 1828′de Anapa’nın Rusların eline geçmesi üzerine, kentteki Adıge’lerin bir bölümü de Türkiye’ye göç etmişti. Türkiye’nin Karadeniz kıyılarına yerleşen, tarım ve ticaretle geçinen 370 Adıge ailesi vardı. Ayrıca K’emguy derebeylerinden Kaplan-Girey, Şubat 1847′de 1.619 kişisi ile birlikte İstanbul’a yerleşmiş, kölelerinin bir bölümünü de satmıştı.<ref>Ali Kasumov-Hasan Kasumov,Çerkes Soykırımı,Ankara,1995,s.142-143 </ref>
Bu gruplar Çerkesya ile ticari,vb ilişkilerini de sürdürüyorlardı.
Göçlerin temel nedeni ise, Rus emperyalist politikasıdır. Adıge sürgününde Osmanlı, İngiliz ya da Fransız’ları da sorumlu sayan görüşler vardır. Ama asıl sorumlu olanı Rus hükümetidir. Kırım Savaşı, Rusya açısından Çerkesya’nın stratejik önemini somut bir biçimde ortaya koymuştu. Büyük Rus birlikleri, Adıgeler ile İmam Şamil kuvvetlerinden duyulan kaygılar nedeniyle, İngiliz ve Fransızlarla savaşmak üzere, Kırım’daki cepheye sürülememişti.Bu da Karadeniz yoluyla Türk ve Batı dünyasına açık bir kıyı ülkesi olan Çerkesya’nın stratejik önemini ortaya çıkarmıştı. Burada güvenilmeyen, yıllardan beri Rusları uğraştıran, inatçı, Rus egemenlik alanı içinde bağımsız bir ada oluşturan, kültürlü ve üstelik de Müslüman olan bir nüfus bulunuyordu. Fırsat bulduklarında Adıgeler, deniz yoluyla batıdan yardım alabilecek ve hızla kalkınabilecek bir konuma ve toplumsal yapıya sahiptiler.<ref>Kafkasya Kül.Der.,sayı 39-42,Ankara,1973,s.144-145 </ref>
Adıge tarımı ve hayvancılığı da, çağına göre çok ileri durumdaydı.<ref>Kafdağı Der.,sayı 11-12,s.52-53 </ref> Ortodoks Hıristiyan’ların koruyuculuğunu üstlenen yayılmacı Rusya, kendi politik çıkarları açısından, bütün bir Rusya’daki Müslüman nüfus yanında,özellikle Batılı ülkelere açık olan,yani Karadeniz kıyısında ya da yakınında yaşayan Müslüman toplulukları (Adigeler, Abazalar, Nogaylar ve Kırım Tatarları,vb) gerekirse yok etmek ya da iyice etkisizleştirmek istiyordu. Bunlar Rus makamlarınca görüşülen ve üzerinde durulan konular idiler.<ref>A.Kasumuv-H.Kasumov,Çerkes Soykırımı,s.285-298 </ref>
Bu amaçla, yani Kuzey Kafkasya halklarının Türkiye’ye göç ettirilmesi programına geçerlik ve ivedilik kazandırmak için, General M.T.Loris - Melikov 1860′da İstanbul’a gönderildi. Amaç, Kuzey Kafkasya Müslüman nüfusunun Türkiye’ye transferinin Rusya açısından yaşamsal bir önem taşıdığını İstanbul’daki Rus büyükelçisine kavratmak idi.<ref>Kuzey Kafkasya KD,sayı 87-88,s.8;İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,Moskva,1988,s.206-207</ref>
Bu doğrultudaki Rus diplomatik girişimleri sonucu Osmanlı hükümeti, Rusya’dan, özellikle Kuzey Kafkasya’dan gelecek bir Müslüman nüfusu kabul etmeyi ilke olarak benimsedi ve karşılıklı göç komisyonları devreye sokuldu; ilk aşamada, yani 1860-1861 yıllarında 10 bin Kabartay <ref>Özdemir Özbay,Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya,Ankara,1999,s.165;İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,s.206</ref> ve buna ek bir Müslüman Oset nüfusunun Osmanlı topraklarına göç ettirilmesiyle işe başlandı. Kabartay ve Osetleri göçe zorlamak için derebeylerinin ve köylülerin topraklarına el konuyor, küçük köyler kaldırılıp daha büyük köylerde birleşmeye zorlanıyordu.Ruslar göçü teşvik için bazı ajan ve derebeylerine gizlice para da veriyorlardı.Kabartayların öncülüğünde başlatılmış olan bu göç olayına, daha sonraları İstambulak’o (İstanbul’a Göç; İstanbul Yolculuğu) adı verilmiştir. Kabartay ve Müslüman Oset göçlerinin başlatılmasının bir başka nedeni de, daha batıdaki Adıge nüfusuna yönenlik etnik temizlik ve dış sürgün ya da deportasyon olayını gizleme ve olası tepkileri geçiştirme kaygısıydı. Irkçı ve yayılmacı Rus yönetimi, insanlığa karşı bir suç işlemekte olduğunun elbette bilinci içindeydi.
Daha sonra 22 bin Çeçen ve onlarla birlikte, yine bazı Müslüman Osetler de Türkiye’ye gönderildiler<ref>Age,s.207</ref>. Bu tür yöresel, kısmi ve etnik coğrafyayı kökten yok etmeyen göçler, aralıklarla 20.yüzyıl başlarına değin sürdü. Bu tür göçlere, Dağıstan halkları, Abhazlar, Karaçaylılar, vb de katıldılar.
Adıge’lerin Sürgün Edilmesi
1860 yılı başlarında, Rus egemenlik alanı içinde, ele geçirilememiş bir ada biçiminde ve çözümlenmemiş bir sorun olarak, sadece Adıge ya da Çerkes sorunu bulunuyordu. Dış kışkırtmalarla da alevlendirilen ve yüreklendirilen bir Çerkes direnişi vardı. Ruslar bir türlü Çerkesya’ya söz geçiremiyor ve boyun eğdiremiyordu. Özellikle Karadeniz kıyısı boyunca ve doğuda Byelaya (Şhaguaşe) Irmağına değin yayılmış olan demokratik Çerkes (Abadzeh, Natuhay, Şapsığ, Hak’uç, Vıbıh, Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu) toplulukları başkalarına boyun eğmeye alışık değildiler ve özgür yaşamlarını sürdürmek istiyorlardı. Yarı feodal Adıge toplulukları (Bjeduğ,K’emguy,Mahoş,Yegerukay,Kuban Kabartay,Besleney,vd) ise,1859′da Ruslara boyun eğmişlerdi.Ruslar batıya doğru ilerleyerek Şhaguaşe (Byelaya ya da Belaya) Irmağına ulaşmış,Adıgeleri dar bir dağlık alana sıkıştırmış,verimli tarım topraklarının hemen tamamını ele geçirmiş ve yaşamsal önemdeki ekonomik kaynaklarını da yok etmiş bulunuyorlardı.
Rus tarafında sorunun çözümü konusunda,öteden beri iki farklı görüş vardı: Çerkesleri topraklarından sürerek yok etmek; Çerkeslerin dostluğunu kazanarak sorunu, zaman içinde barışçı yollarla çözmek. Sürgün tezini, ilk kez, 1857′de, Rus Kafkasya Ordusu Kurmay Başkanı General Milyutin öne sürdü, Adıgelere boyun eğdirmek için, Adıgelerin en az bir bölümünün kuzeydeki Don Havzası yöresine sürülmesini önerdi, ama Rusya’daki diğer Müslümanların da tepkisini çekebileceği ve yeni sorunlara yol açabileceği kaygısıyla öneri sakıncalı bulundu <ref>Çerkes Soykırımı,s.238</ref>. Karşıt görüş olarak, General Filipson, Karadeniz kıyısındaki Çerkeslerin Türkiye ile ticaretlerinin serbest bırakılması halinde sorunun barışçıl yollarla da çözümlenebileceğini savundu <ref>Çerkes Soykırımı,s.236-237</ref>. Ama 1861′de Rusya’da demokratik reformlar çerçevesinde toprak köleliğinin (serflik) kaldırılmasıyla, büyük bir toprak isteği belirmişti.Karadeniz kıyısında yaşayan Vıbıh ve Cigetler (Abazin) ile içerideki (sıradağların ardındaki) Abadzeh toplululuklarının Türkiye ile önemli bir köle (esir) ticareti vardı.Vıbıhların bir bölümü köleleri ve özellikle köle ticareti nedeniyle zengindi, zengin Vıbıhlar,yoksul kişiler olan Abadzeh,Ciget (Abazin) ve Abhazlar gibi kendi kölelerini değil,daha çok,sıradağlar üzerindeki gizli geçitler yoluyla, Abadzeh bölgesi köle tüccarlarından temin ettikleri köleleri,özellikle güzel köle kızlarını Osmanlı haremleri için Osmanlı köle tüccarlarına satıyor,bu işten büyük paralar kazanıyorlardı. Vıbıh zenginler (kuaşkhalar) gibi,diğer Adıgelerin de kıyıdaki konumlarını yitirmelerini kabul etmeyeceklerini değerlendiren,ayrıca 1861′de özgürlüğüne kavuşan topraksız Rus köylülerinin (mujik)lerin toprak gereksinimlerini de dikkate alan Kafkasya Ordusu Komutanı General Prens Baryatinski, Milyutin’in raporunu daha köktenci bir anlayışla ele alıp geliştirdi ve Çerkeslerin toplu halde Osmanlı topraklarına göderilmelerini, Adıgelerden boşalacak yerlere de Rus mujiklerin ve Kazakların yerleştirilmesini Çar’a önerdi. İyi bir planlama yapılması halinde, sürülme olayının fazla bir tepki çekmeyeceği de öneride belirtiliyordu. Öneri,1861′de bir Rus devlet politikası olarak kesinlik kazandı.Tam bu sıralarda,1855′te Çerkes köle ticaretini yasaklamış olan Osmanlı Devleti de,”Çerkes kölelerin kötü durumda olmadıkları” gerekçesini öne sürerek Çerkes köle ticaretini 1857′de yeniden serbest bıraktı.Dahası 1860 sonrasında Trabzon ve Samsun’da Çerkes esir pazarları kurdurdu (Prof.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Kölelik,Ankara,1992,s.18-19).Bu da kuşkusuz Çerkes köle sahiplerini Osmanlı topraklarına göç etmeye özendirici bir karardı.
Adıgeler Rus hükümetinin niyetini az çok kavramakta gecikmediler.Büyük bir felaketi önlemek için uzlaşma yolları aramaya başladılar. Bir yandan da, gerekirse sonuna değin direnmek amacıyla, Haziran 1861′de Abadzeh, Şapsığ ve Vıbıh bölgeleri birleşti.Soçi (Saçe/Шъачэ) yakınlarında bir Ulusal Meclis ile bu meclise dayalı ve 15 üyeli bir Meclis Yönetimi oluşturuldu. Yeni yönetim, sığınmacılarla birlikte 1 milyonun üzerinde bir nüfusu temsil ediyordu.
Eylül 1861′de Çerkes temsilciler, Maykop yakınlarındaki Hamketi (Хьамк1эт1ый) istihkamını ziyaret eden Çar II.Aleksandr ile görüştüler ve yerlerinden sürülmemeleri koşulu kabul edildiğinde uzlaşmak istediklerini belirttiler.Özellikle Vıbıhlar bu isteği vurguladılar ve Çar’a yazılı olarak koşullarını sundular.Ama Adıgeleri sürmekte kararlı olan ve hiçbir ödüne yanaşmayan Çar,Çerkes temsilcilere: “Ya Türkiye’ye göç edin ya da Kuban Irmağı boylarında gösterilecek olan yerlere yerleşin, kararınızı da bir ay içinde General Kont Yevdokimov’a bildirin” dedi. 1 milyonu aşkın bir nüfusun binlerce yıldan beri yaşadıkları kıyı bölgesinden kaldırılıp Rus askerleri ile Kazak milisleri denetimindeki sıtma yatağı bir bataklık, bir ölüm tarlası olan Kuban Irmağı boylarına yerleştirilmesi önerisi, makul bir öneri olamazdı, sadece “yasak savma” kabilinden bir alternatif olabilirdi. Bölgeye daha yakın bir alanda yaşayan bazı Abadzehler, Çar’ın toprak takası önerisini kabul etme eğilimi gösterdiler, ama kıyıda yaşayan Şapsığlar, özellikle direnişi hararetle savunan Vıbıhlar öneriyi ve Çar’ın diğer koşullarını (Tutsak askerlerin, sığınmacılar ile asker kaçaklarının koşulsuz teslimi,vb) kabul etmediler.Vıbıh zenginler çalışmaz,nüfusun dörtte birini oluşturan kölelerinin sırtından geçinirlerdi.Rusya’nın 1861′de köleliği kaldırmış olması,Türkiye’nin de 1855′te yasaklamış olduğu Çerkes köle ticaretini,bir taktik olarak 1857′de yeniden serbest bırakmış olması,bir Vıbıh-Rus uzlaşmasını da olanaksız kılıyordu.Vıbıhlar komşuları Abazalar (Abazin) üzerinde etkili oldukları gibi,Şapsığ ve Abadzehleri de birlikte savaşa yönlendiriyorlardı (bk.L.İ.Lavrov,Vubıkhlar Hakkında Etnografik Bir Araştırma,Kafkasya Gerçeği Dergisi,Samsun,1992,sayı 8,s.46-59;Prof.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Kölelik,Ankara,1992,s.18-19;V.T.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara,2007,s.252-253).
Rus tarafının, yani Çar II.Aleksandr’ın katı tutumu sonucu bir uzlaşma sağlanamadı. Rus hükümeti 1862 yılı başında, “Çerkeslerin Rusya dışına göç etmelerine izin veren” bir karar çıkardı. Ruslar 1856 Paris Antlaşması nedeniyle donanma bulunduramadıkları Karadeniz kıyısından çıkartma yapamıyorlardı.Bu nedenle Adıgeleri karadan müstahkem hatlarla çember içine aldılar ve çemberi kıyıya doğru daraltmaya başladılar. Rusların bu iş için 300 bini bulan büyük bir askeri gücü görevlendirdileri bilinmektedir.1862′de, karların erimesiyle birlikte, Rus birlikleri harekete geçtiler,direnenleri öldürmeye,köyleri ateşe vermeye,boşaltılan yerlere Kazak stanitsaları (müstahkem köy) yerleştirmeye başladılar. Bir yıldan fazla süren sert ve kahramanca bir direnişten sonra, Ruslar, Temmuz 1863′te Abadzehleri, Ekim ayında da Şapsığları ateşkes istemek zorunda bıraktılar. Abadzehlerin bir bölümü Kuban boylarına yerleşmeye, bir bölümü de Türkiye’ye göç etmeye başladı. Rus askeri hatlarından uzakta bulunan Vıbıhlar ise,Kırım Savaşı gibi bir Rus-Avrupa savaşı olacağını düşünerek,zaman kazanmayı ve beklemeyi yeğlediler. Ateşkes antlaşmasına göre, Şapsığlara kış koşulları ve herhalde Osmanlıların da istemeleri nedeniyle, 6 Mart 1864 günü akşamına değin yerlerinde kalma süresi verildi.Bu arada Adıgelere yönelik genel Rus askeri harekatı da, 6 Mart 1864 günü akşamına değin olmak üzere, geçici olarak durduruldu.
Rus askeri birlikleri 1864 yılı Şubat ayı sonlarında,yani karların erimesiyle birlikte harekete geçtiler.Ateşkes imzaladığı için artık direnmeyen Şapsığ toprakları üzerinden yürüyerek, Mart 1864′te henüz boyun eğmemiş olan Vıbıh bölgesine ulaştılar. Ruslar, Vıbıhlardan gelen anlaşma ya da uzlaşma isteklerini, zaman kazanma taktiği de sayarak reddettiler.19 Mart 1864′te Vıbıhlar bir direniş denemesinde bulunduktan sonra dağıldılar ve 24 Mart 1864′te ateşkesi kabul ettiler. Ertesi gün, yani 25 Mart 1864′te Vıbıh bölgesinin merkezi durumundaki eski Navaginsk Kalesi de (Soçi), savaşsız Rusların eline geçti <ref>Semen Esadze,Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali,Ankara,1999,s.116-118</ref>. Ruslar, daha güneydeki dağlık kesimlerde yaşayan küçük Abaza (Abazin) topluluklarının barındıkları Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu yörelerini,yani şimdiki Gagra yöresini, Nisan ve Mayıs aylarında kontrol altına almayı,direnen Aibga topluluğuna 12 Mayıs 1864′te boyun eğdirmeyi başardılar; bu küçük toplulukları da Türkiye’ye göç ettirdiler ve işgal edilen bütün bu Çerkes topraklarını “Kuban Ordusu Yönetimine” verdiler <ref>Kim Şibzuh,Dönem Bize Yeni Sorumluluklar Yüklüyor,Kuzey Kafkasya KD,sayı 87-88,s.8</ref>.Ama Şapsığ ve Vıbıhların komşusu olup 1864′te Ruslara boyun eğmeyen ve dağlarda yaşayan Adıge Hak’uç topluluğu direnişini,yer yer 1870′li yıllara,tükeninceye değin sürdürdü (T.V.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara 2007,s.281-285).Sonuç olarak bazı Çerkes toplulukları tamamen silindiler: Vıbıhlar (25 binden 1880′de 80′e düştüler), Cigetler, Aibga, Ahçipsov ve Pshular (hepsi 17 bin kadardılar,silindiler)<ref>İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,s.207;Hayri Ersoy,Dili,Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler,İstanbul,1993,s.44,burada Ciget sayısı (Pshu,Ahçipsov,Aibga,vb dahil)16.923 olarak verilmektedir.</ref>. Bazıları da tükenme noktasına geldiler ya da iyice azaldılar: Abadzehler (1864′te 260 binden 1880′de 14.660′a ), Natuhaylar (240 binden 175′e), Şapsığlar (300 binden 4.983′e), Hak’uçlar 83′e,doğuda Kuban ve Laba ırmakları boylarında yaşayan yarı feodal topluluklar olan K’emguylar 80 binden 3.140′a, Bjeduğlar 60 binden 15.263′e düştüler, vb <ref>Şapsugiya/Шапсугия gazetesi,no.3,Сочи/Шъачэ,Октябрь,1991,s.4;A.Kasumov-H.Kasumov,Çerkes Soykırımı,s.290-291,burada,1882 verilerine göre Kuban oblastındaki toplam Adıge nüfusu 61.231 olarak verilmektedir,bunun 16.771′i Bjeduğ,15.440′ı Kabartay,13.961′i Abadzeh,6.551′i Besleney,5.127’si K’emguy ve 3.331′i Şapsığ idi.</ref>.
Çerkesya’dan Sürülenlerin Sayısı
Rus kaynaklarına göre, 1863-64 yılları süresince 418 bin kişi Türkiye’ye “göç” etmiştir. 1858-65 yılları arasında göç edenlerin toplam sayısı da 493 bindir. Bu bağlamda 45.023 Natuhay, 27.337 Abadzeh, 165.626 Şapsığ, 74.567 Vıbıh, 11.873 Ciget, 10.500 Bjeduğ, 30 bin Abaza (Abazin), 4 bin Besleney, 15 bin K’emguy, Mahoş, Yegerukay, 30.650 Nogay, 17 bin Kabartay ve 23.193 Çeçen Türkiye’ye yerleşmiştir<ref>İstoriya narodov Severnogo Kavkaza,s.207</ref>. 1864 öncesinde tamamı 25 bin dolayında düşünülen <ref>L.İ.Lavrov,Vubıkhlar Hakkında Etnografik Bir Araştırma,Kafkasya Gerçeği Der.,Samsun,1992,s.47</ref> Vıbıhların sayısının 74.567 olarak verilmesi ise, Vıbıh limanlarından Türkiye’ye gönderilenlerin tümünün Vıbıh yazılmaları ile açıklanabilir. Ancak bütün bu sayılar, Ruslarca kayıt altına alınmış ve büyük bir olasılıkla düşük tutulmuş olan sayılardır.
İngiliz savaş tarihçisi W.E.D.Allen’e göre, o zamanki Türkiye topraklarına yerleştirilmiş olan Çerkeslerin (Adıge) sayısı 600 binden fazladır <ref>W.E.D.Allen ve ölü Paul Muratoff,1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi,Gnkur.Basımevi,Ankara,1966,s.104</ref>. Amerikalı Justin McCarthy, sürülen Çerkes ve diğer Kafkas topluluklarının sayısının 1.200.000 dolayında olabileceğini, bunun ancak 800 bin kadarının hayatta kalabildiğini belirtiyor. Sağ kalan nüfusun 600 bini 1856-64 arasında, 200 bini de 1864 sonrasında göç etmiştir <ref>Justin McCarthy,Ölüm ve Sürgün,İstanbul,1998,3.baskı,s.37-38</ref>. Şu durumda Allen ve McCarthy’nin 1864′te Türkiye’ye yerleşebilen nüfusa ilişkin tahminleri uyuşmaktadır. General İsmail Berkok’a göre ise, sayı 1 milyon kadardır<ref>General İsmail Berkok,Tarihte Kafkasya,İstanbul,1958,s.526</ref>. Bütün bunlar, kuşkusuz tahmini sayılardır. Sayıyı daha az ya da daha çok olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ancak, Adıge-Çerkes kaynakları, genellikle 1.500.000 sayısı üzerinde birleşmektedirler.
Sürgüne katılan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yeri sırasında öldüğü kabul edilmektedir. Rusların doğrudan öldürdüğü Adıge sayısı ise 500 binden fazla olarak tahmin edilmektedir<ref>Dr.Almir Abreg,Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi,İstanbul,2006,s.43</ref>.
W.E.D.Allen’e göre, 1864 Çerkes sürgünü sırasında birkaç bin Abhaz da, Abhazya’dan bir “kaçış” biçiminde ayrılıp Türkiye’ye sığınmıştır<ref>W.E.D.Allen ve ölü Paul Muratoff,age,s.120</ref>.
Sürgün olayının bindirme limanları kuzeyden güneye Taman, Anapa, Novorossiysk, Gelencik, Tuapse, Soçi, Kosta, Adler, Gagra, Sohum, vb gibi Karadeniz limanlarıdır. Çerkesya’yı boşaltma işi 1864 yılı Haziran ayı ortalarında tamamlanmış, kuzeyde Kuban Irmağından güneyde Bzıb (Psıbe) Irmağına değin uzanan Karadeniz kıyıları ile hinterlandında tek bir Çerkes bile bırakılmamış, ülke korkulası ıssız bir cangıla dönüştürülmüş, bütün Çerkes yerleşim birimleri istisnasız ateşe verilip yakılmış,tarlalar atlara çiğnetilmiş ve meyve ağaçları bile askerlerce bir bir kesilmiştir.Amaç,olası bir Adıge dönüşüne fırsat ya da dağlarda direnenlere,yani Hak’uçlara (Хьак1уцу),vb yararlanacakları hiçbir şey bırakmamak idi.
Orta Kuban ve Orta Laba ırmakları solundaki bataklık ovalara yerleştirilenlerle birlikte,bu yerlerde toplanmış olarak,geride sadece 80 bin kadar bir Adıge nüfusu kalmıştır<ref>Dr.Almir Abreg,age,s.45</ref>.
İndirme Yerleri
Adıge sürgünü sırasındaki Rus politikası, Çerkes nüfusu bir an önce Rusya sınırları dışına göndermek ve onlardan ebedi kurtulmak biçiminde uygulanmıştır. Karadeniz kıyısına yığılan sivil nüfus, nine ve dedelerce de doğrulandığı gibi, Rus askerlerinin süngü ve dipçik darbeleriyle de zorlanarak, bazı durumlarda oturmaya bile yer kalmayacak biçimde ve yığınlar halinde gemilere doldurulmuştur. Bu yüzden zayiat da büyük olmuştur. Osmanlı yönetimi ile koordineli olarak, Batum, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, kefken şimdiki Akçakoca, Burgaz, Varna ve Köstence’de göçmen kampları kurulmuştur. Bu yerler açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle, kısa sürede ölüm kamplarına dönüşmüştür.1864′te Türk yönetiminde olan Batum’a 70 bin, Trabzon’a ilk posta 24.700 (19 bini öldü), ardından 63.900 Çerkes (günde 180-250 kişi ölüyordu), Samsun’a da 110 bin Çerkes (günde ortalama 200 kişi ölüyordu) çıkarılmıştır<ref>Gen.İsmail Berkok,age,s.528-529</ref>. Kısa bir süre içinde kampların çevreleri yer yer toplu Çerkes mezarlıklarına dönüşmüştür.
1863′te daha çok Natuhay ve Abadzehler ile yarı feodal topluluklar,1864′te ise Şapsığ, Hak’uç, Vıbıh ve Cigetler göç etmişlerdir. Bu arada salgın hastalıklar nedeniyle İstanbul’a göçmen sokulması yasaklanmış, sevkiyat Balkanlar’a yönlendirilmiştir.
Kuzey Anadolu limanlarına çıkarılan göçmenler şimdiki Ordu, Samsun, Tokat, Amasya, Sinop, Yozgat, Düzce, Adapazarı, Kocaeli, vb gibi, o zamanlar boş durumda olan yerlere yerleştirilmiştir. Çerkeslere küçük ölçekli ve dağınık yerler tahsis edilmiş, belli yerlerde öbeklenmelerine, özellikle toplulaşmalarına fırsat tanınmamıştır. Çünkü “Çerkeslerin kötü ve saldırgan kişiler oldukları” biçiminde etkili bir Rus dezenformasyonu vardı. Osmanlı yönetimi de Çerkeslerin toplu bir etnik güç olmasını istemiyordu. Toplu yerleşim, sadece İç Doğu’daki Uzunyayla yöresinde (Kabartay, Hatukay, vb) küçük ölçekte gerçekleşebilmiştir. Sonuç olarak Kuzey Anadolu’ya yüzbinlerce Çerkes yerleştirilmiştir. Bunlara toprak ve hayvan verilmiş, parasal yardım da yapılmıştır.
Balkanlar’da özellikle Tuna Irmağının güney boylarında şerit gibi uzayan ve yer yer toplulaşan Adıge yerleşmeleri oluşmuştur. Köstence, Varna, Silistre, Rusçuk, Plevne, Vidin, Niş, Burgaz, Kazanlık, Eski Zağra, Filibe, vb yörelerde, şimdiki Kosova, Makedonya, Arnavutluk ve Trakya gibi yerlerde irili ufaklı Çerkes yerleşim birimleri oluşmuştur. Adıgeler çoğunca köy köy ya da öbek öbek, dağınık halde yeni yerlerine yerleştirilmişlerdir. Şapsığ ve Abadzehler, daha çok etnik Adıg