Kırma News

May 15, 2008

Yapılmıştır. Kargir; Yahya Efendi Türbesi

Filed under: Uncategorized — Tags: , , — admin @ 3:55 pm

Yahya Efendi’ye büyük sevgi ve saygısı olan II. Selim tarafından, kabrinin üzerine yaptırılmıştır. Mimar Sinan tarafından kare bir plan üzerine tek kubbeli olarak yapılmıştır. Türbede Yahya Efendi’den başka karısı Şerife ve annesi Afife Hatunlarla oğlu Ali ve diğer şeyhler ve bazı sultanlar gömülüdür.

May 14, 2008

1533′de Yavuz; Çaldıran Savaşı

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 8:10 pm

Çaldıran Savaşı, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514’te, Van’ın 113 km kuzeyinde, bu günkü Çaldıran ilçesi sınırlarında yer alan Çaldıran Ovası’nda yapılan savaş. Savaş Yavuz Sultan Selim’in kesin zaferiyle sonuçlandı.

Safevi hükümdarı Şah İsmail’in Anadolu’daki Osmanlı sünni yönetimden hoşnutsuz olarak Safevi devletine yakınlaşan Alevi Türkmenlere ve bunların liderlerine yönelik koruma politikası, Avrupa’da değil fakat doğuda rakip arayan ve kendine hedef olarak diğer iki Türk devletini (Safevi ve Memlük) seçen Yavuz Sultan Selim açısından kabul edilemez bir durumdu. Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında bir savaş kaçınılmaz olmuştu.

Yavuz Sultan Selim 1512’de tahta çıktığında Safevilerin doğudaki etkisine son vermeyi istiyordu. Yavuz Sultan Selim hazırlıklarını tamamladıktan sonra büyük bir orduyla Mart 1514′te Edirne’den yola çıktı. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında ilginç bir mektup düellosunun yaşandığı sefer sırasında Yavuz Sultan Selim mektuplarını Farsça yazmış, Şah İsmail ise Türkçe yanıt vermiştir. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’dan geçerken Safevi yanlısı oldukları gerekçesiyle tahminen 40 bin Alevi Türkmeni öldürtmesi, daha sonra Anadolu’da Celali Ayaklanmaları biçiminde ortaya çıkan huzursuzlukların önemli etkenlerinden biri oldu. Üç ay sonra Eleşkirt’e vardığında Osmanlı askerleri arasında huzursuzluk başlamıştı. Yavuz, askerlerini yatıştırarak ilerlemeyi sürdürdü ve Şah İsmail komutasındaki Safevi ordusuyla Çaldıran Ovası’nda karşılaştı. Her iki ordu da yaklaşık 80-100 bin askerden oluşuyordu.

Burada yapılan meydan savaşı bir gün boyunca sürdü. Osmanlı ordusu, silah donanımı bakımıdan, özellikle de sahra topçusunun ateş gücü ve yeniçerilerinin tüfek kullanması açısından üstündü. Savaş Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Şah İsmail ön saflarda yer aldığı çarpışmalarda yaralandı ve hazinesi ile ordusunu bırakarak savaş alanından çekildi. Ardından Yavuz Sultan Selim, 6 Eylül 1514′te Safevilerin başkenti Tebriz’e girdi. Yavuz Sultan Selim kışı burada geçirmek istiyordu, ama Bektaşi tarikatına bağlı yeniçeriler arasında huzursuzluk artınca İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.

Çaldıran Savaşı’nda yitirdikleri toprakları Safeviler savaşsız geri aldılar. Ama Osmanlılar bu savaşın sonunda, Dulkadıroğulları başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki beyliklerin egemenliğine son verdiler. Safevilerin Mısır’daki Memlûklarla bağlantılarını kestiler. Bu da Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferini kolaylaştırdı. Osmanlılar ayrıca İpek Yolu’nun denetimi de ele geçirdiler. Diğer iki önemli sonuç da İran’ın yönetimine Farsların egemen olmasi ve Alevilikle birlikte bir oranda Türklüğün Osmanlı’da kenara itilmesidir.

Iki namlu nadiren de; G-7

Filed under: Uncategorized — admin @ 9:00 am

Helikopterle nakil veya hava indirme harekatlerı için ağır olan 155mm obüslerin yerine tercih edilen günümüz 105mm toplarının yeterki performans sağlayamamsından kaynaklanan boşluğu değerlendiren Denel, G-7 ile bu açığı kapatmayı hedefliyor. Hafifi obüs sınıfında 32 km menzile sahip tek sistem olan G-7, hafifliği sayesinde birçok arac da kolaylıkla monte edilebiliyor. Sistem bu avantajlarını değerlendiren Amerikan Deniz Piyade Kolordusu. General Dynamics ile ortaklık kuran Denel`in obüsünün Lav III (Stryker) tekerlekli zırhlı aracına monte edilmiş ve çekili iki modelini denemeye almış durumda. G-7´de kullanılan namlu ağız baskı sistemi obüsün etkisini beş kalibre daha yüksek bir topunkine daha yüksek bi topunkine eşit hale getiriyor. Dört kişilik personel tarafından iki dakika içerisinde atışa hazır hale getirilebilen Denel`in 105 mm obüsünün bir başka özelliği de tanklara karşı Sabot zırh delici mermi ateşleyebilmesi.


Teknik Veriler

  • Üretici: Güney Afrika/Denel
  • Namlu Çapı: 105 mm
  • Muharebe ağırlığı: 3 bin 800kg
  • Namlu Uzunluğu: 52 Kalibre
  • Uzunluğu: 6,9 m
  • Yüksekliği: 2,1 m
  • Genişliği: 2,02 m
  • Yükselme: -5º + 75º
  • Mermi Ağırlığı: 16,05 kg HE
  • Namlu Ilk Çıkış Hızı:950 m/s
  • Azami Menzil:24 bin 500 m; 36 bin m (Roket Destekli)
  • Atış Hızı: 6 mermi/dk
  • Yol Hızı: 100 km/s
  • Personal: 4


Ayrıca Bakınız

  • Obüsler listesi


Kaynak

  • MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi Sayı: 2006 - 013
  • http://www.denel.co.za/

Taşıyan ya da birinin; Kont Ostrorog yalısı

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 8:30 am

19. Yüzyıl başı. Polonya doğumlu, şeriat hukukunun batılı uzmanı Osmanlı’nın Hukuk danışmanı Léon Ostrorog burayı 1904 yılında satın almış. Karısı önde gelen levanten ailelerden birinin kızıydı. Ostrorog’un kişisel eşyaları ve kitapları hala burda sergilenmektedir. Rahmi Koç tarafından satın alınmıştır. Fiyati 7 milyon dolar.

Harime; Şah Sultan Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 4:50 am

Şah Sultan Camii İstanbul’un Eyüp ilçesinde merkez mahallesinde, Silahtar Ağa caddesinde bir camidir. Bu cami ve çevresi Sünbüli tekkesi idi. 1533′de Yavuz Sultan Selim kızı Şah Sultan Mimar Sinan’a yaptırdı. Cami türbesinde şeyh merkezzade Ahmet Efendi yatmaktadır.

Dikdörtgen planlı, taş-tuğla karışımlı duvarlı, kırma çatılı, üçer pencerelidir. Son cemaat yeri ahşap sütunludur. Harime tek kapıdan girilir, kıblenin karşısı mahfillidir.

May 12, 2008

Mahallesinde Silahtar; Çakmakkaya, Alacakaya

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 1:55 am

Çakmakkaya, Elazığ ilinin Alacakaya ilçesine bağlı bir köydür.

Konu başlıkları


Tarihi

Eski adı DOLEK’ tir. Yıllarca Palu İlçesine bağlı olan Çakmakkaya Köyü, Arıcak İlçesi ilçe olunca Arıcak’a , Alacakaya ilçesi ilçe olunca da Alacakaya’ya bağlanmıştır.Çakmakkaya köy olarak geniş bir alana sahiptir.Kuzeyinde Halkalı Köyü,Kayaönü’ ne bağlı Homel mezrası, güneyinde Alacakaya ilçesi ile Altıoluk Köyü, batısında Sori Maden Ocakları ve Sularbaşı Köyü, doğusunda ise Gürçubuk Köyü ile komşudur. İki mahalleden oluşan Çakmakkaya Köyünün Yukarı Mahallesinde yaklaşık 100 hane, Aşağı Mahallesinde ise yaklaşık 140 hane mevcuttur. Köyün Kurum,Sayrek,Korkor adlı yazlık yaylaları mevcuttur.Bundan 20 - 30 yıl önce köylüler bu yaylalara göç eder ,üç ay kadar kaldıktan sonra tekrar köye dönerlerdi.Fakat yaşanılan terör olaylarından nasibini alan Çakmakkaya Köyü halkı da artık yaylalara gitme işini bırakmıştır.Köye ait hayvanlar hala bu yaylalardan faydalanmaktadır.Yukarı Çakmakkaya Köyü Ak dağlarının eteğine 80 derece meyilli olarak kurulduğundan sık sık kış aylarında çığ ve sel felaketlerine de maruz kalmaktadır.Yetkililerin dağın eteğine yapmış oldukları sekiler nedeniyle kısmen bir düzelme olmuş ise de zamanla bu sekiler tekrar yıkılmıştır.Aşağı Çakmakkaya Köyü, Yukarı Çakmakkaya Köyüne nazaran daha düz bir alana kurulmuştur.”HIJLA’ mahallesi Artukoğulları zamanında inşa edilmiş bir kışladır.Bu kışla zamanla Tıl Tepesinden heyelan nedeniyle kopmuş ve yaklaşık 100 metre aşağıya kaymıştır.Yine bu kışlanın yaklaşık 200 metre aşağısında IV.Murat zamanında yapılmış olan bir Han(Kervansaray) mevcuttur. Bu han İpek Yolu üzerindedir.Köy bundan yaklaşık bir buçuk asır önce Palu Beylerinden Karacimşit Beyin hükmü ve tasarrufu altındaydı.


Kültür

Köyde genelikle zaza ca sıvesı kullanılır köy yemekleri patila (gözleme) icliköfte ,zerbet,şilliki,hasir,cigköfte,önde gelenlerdir


Coğrafya

Elazığ iline 92 km, Alacakaya ilçesine 8 km uzaklıktadır.
İlk yerleşim yeri köyün kuzey doğusundaki Ak Dağlarının etekleridir.


İklim

Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.
Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve sert geçer.


Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 882
1997 1033


Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Köyde sebzecilik ve meyvecilik yapılmaktadır.Meyve olarak nar,incir,ayva,kiraz,elma ve üzüm yetiştirilmektedir.Hayvancılık olarak da genelde küçük baş hayvancılık az sayıda yapılmaktadır.Her evin hemen hemen bir ineği mevcuttur.Kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde hayvancılıkla uğraşılmaktadır.
Kurun ve Gömerem mevkiinde büyük sanayide kullanılabilecek Çakmak Taşı rezervi vardır.Köy ismini de bu çakmak taşlarından almaktadır.Ayrıca yörede Elazığ Vişnesi olarak literatüre geçen kaliteli mermer rezervi de mevcuttur.


Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - Mehmet Bulut
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -


Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Cakmakkaya koyu web sitesi yayında http://cakmakkaya.tr.gg

  • Yerelnet

www.cakmakkaya.tr.gg

Information

May 11, 2008

Kavşağındaki cami; Rabia Hatun Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 11:20 pm

Rabia Hatun Camii Musul’da Rabiiyye Mahallesi’nde bulunur.

Rabia Hatun tarafından 17662da yaptırılan cami, aynı adı taşıyan mahallede bulunmaktadır. Rabia Hatun, Musul valisi İsmail El Celilî’nin kızı olup, 1802’de Musul’da ölmüştür

Cami’nin kuzeyinde yer alan Dar-ul Kur’â 1774’te tamamlanmıştır, doğusundaki medrese Hacı Osman Bey (1764-1829) tarafından yaptırılmıştır. 1880 tamirinde revakları ve kubbesi değiştirilen cami, bugün terk edilmiş ve harap bir durumdadır.

Aslında cami, medrese, dar-ul Kur’â ve türbeden oluşan bir külliye durumundaki Rabia Hatun manzumesi, son zamanlarda terk edildiğinden yapılar harap olmuş, en iyi durumdaki cami’in dahi bütün süslemeleri kapı ve pencere çerçeveleri dökülmüş, kubbe çatlamıştır. Kare blok halinde yükselen orta mekânla, üzeri yeşil çinilerle kaplı kasnağıyla kubbesi halâ dikkat çekicidir. Avlunun güneyinde cami, güneybatısında dar-ul Kur’â enkazı ve içinde Şey Sadullah’ın yattığı türbe, kuzeyinde medrese hücreleri yer almaktadır.

Information

Yivsiz olmak üzere; 23 Nisan İlköğretim

Filed under: Uncategorized — admin @ 11:15 pm

Kocaeli 23 Nisan İlköğretim Okulunun TARİHÇESİ

Okulumuz 1995–1996 Eğitim-Öğretim yılında aydınlığa açılan kapı olarak 350 öğrenci,14 sınıf,7 branş öğretmeni,1 Müdür ve 2 Müdür yardımcısıyla eğitim-öğretime başlamıştır. Yaklaşık 10 Hektar alan üzerinde iki ana birimden oluşan okulumuz 1200 m2 kapalı alana sahiptir.

1996–1997 Eğitim-Öğretim yılında okulumuza 1 İş atölyesi,1 Laboratuar ve 4 soyunma odası 1997–1998 Eğitim-öğretim yılında Doğalgaz ısı Merkezi,1999–2000 Eğitim-öğretim yılında ise Uzay çatı bitişiğine bir kantin ilavesi yapılmıştır. Ayrıca 2001–2002 Eğitim Öğretim yılında okulumuza Büyükşehir Belediyesi tarafından Çok amaçlı bir salon yapılmıştır.

Okulumuz ilk açıldığında; II. Kademede her sınıftan 1 Şube, I.Kademede,1.sınıflardan 2,II. Sınıflardan 2,III. Sınıflardan 1,4.Sınıflardan1,5.Sınıflardan 1 Şube olmak üzere 8 Şube olmak üzere Eğitim-öğretime başlamıştır. I.Kademede.235,II. Kademede 115 öğrenci olmak üzere toplam 350 öğrenci ile Öğretme başlayan okulumuzda 2004–2005 Eğitim-Öğretim yılında I.Kademede 15,II. Kademede 9 Şube olmak üzere toplam 24 Şube ve 876 öğrenci ile eğitim öğretimini sürdürmektedir.

2005–2006 Eğitim-Öğretim yılına ise 15 sınıf,14 branş ve 1 Rehber öğretmen, 849 öğrenci ile başladık. Ayrıca 2005–2006 Eğitim-Öğretim yılında Okul Müdürümüz yönetmelik gereği değiştirilerek yeni okul müdürümüz; Yılmaz AYAN olmuştur.

Information

Ise daha çekingen; İstihsân

Filed under: Uncategorized — admin @ 7:30 pm

İstihsân, bir İslam hukuku terimi.

Sözlükte “bir şeyi güzel saymak” anlamına gelen istihsânın İslam hukukunda iki kullanımı vardır. Bu kullanımlarından birisi daha dar bir alanı kapsarken, diğeri daha geniştir.

Dar açıdan istihsân kıyasın bir kısmıdır. Buradaki kıyasın illeti, üzerinde derince düşünüldüğünde ve incelendiğinde anlaşılabilecek şekildedir. Bu tip istihsânın bir başka adı da hafî kıyastır.

Bu açıdan tanımı “Bir kıyas’dan, ondan daha kuvvetli bir kıyasa dönmektir“, ki buna göre her hafi kıyas istihsan fakat her istihsan hafi kıyas değildir.

Diğer ve daha genel istihsân ise “celî kıyasa muârız ve mukâbil olan bir delil”in tercihidir.


Referanslar

  • Doç. Dr. Fahrettin Atar, Fıkıh Usûlü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları Nu. 24, İstanbul, 1988, s.71
  • F. Atar, a.g.e., s.71-72

Information

May 9, 2008

Yakın iki kapıdan avluya; Keklik, Nizip

Filed under: Uncategorized — admin @ 7:35 am

Zergil, Gaziantep’in Nizip ilçesine bağlı olan bir köydür. Türkçe olarak ‘Keklik’ diye adlandırılır. Tarihi Zeugma’ya da dayanmaktadır.

Köy halkı geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlarlar. Genel olarak toplayıp sattıkları antep fıstığından sağlarlar. Fırat Nehri’ne yakın bir yerdir. Fırat’a yapılan Birecik Barajı nedeniyle bazı fıstık arazileri suyun altında kalmıştır Şanlıurfa’ya yakın Gaziantep’in kuzey doğusundadır.

Zergil insanlarının dilleri Türkçe ve Kürtçeden meydana gelir. Şehre göç ve ölümler nedenleriyle köyün nüfusu azalmaktadır. Coğrafi durumu cok güzeldir. Turistik zeugma harabelerine çok yakındır.Yer altı zenginlikleri bulunmaktadır ilçeye uzaklığı 9 km’dir.

Mındıklı adında bir mezraaya sahiptir. Burası Zergil’in Fırat Nehri yakın olan kısmıdır. Fıstık ve diğer arazilerinin yarısından çoğu su altında kalmıştır. Özel bir ailenin mülkiyetindedir.

Köyde yaşayan ailelerin soyisimleri şöyledir;Akfırat, Avcı, Dalkılıç, Yıldırım, Alkurt, Karakurt, Aydoğan, Dağdeviren,Koçak, Yıldız ,Kökmen, Bozkurt, Kaya, Kara, Özaslan, Kocaaslan, Erikçı, Durmaz, Zincirkıran, Yücedağ, Gemici, Tekbaş, Türkmen, Karayılan Oğuz, Kılıç, Güzel, Köse benım şu anda aklıma gelen soyadları ben mehmet dalkılıç selamlar ve sayğılar

Information

Tekkesi; Musul Ulu Camii (Camii Nuri)

Filed under: Uncategorized — admin @ 1:40 am

Ulu Camii (Camii Nuri), Musul’da Camii Kebir Mahallesi’ndedir.

Nureddin Mahmud Zengî tarafından 1170–1172 yıllarında yaptırılmıştır. 1169–1180 yıllarında Musul’da II. Seyfeddin Gazi bin Kutbeddin Mevdud hüküm sürmüştür. Ancak, devlet işlerinden uzak olduğundan, idareyi veziri Fahreddin Abdülmesih’e bırakmıştır. Fahreddin’in zulme varan yönetiminden Musul halkı fazla rahatsız olunca Şam Atabeki Nureddin Mahmud Zengî’yi yardıma çağırmışlardır. 1170 yılında Musul’a gelen Nureddin Zengi, yeğeni Seyfeddin Gazi’nin devlet işlerindeki aksaklıklarını gidererek dönüşünde vezir Fahreddin’i beraberinde Şam ‘a götürmüştür. Musul’da kaldığı 24 gün zarfında, halkın çeşitli dert ve şikâyetlerini dinleyen Nureddin Zengî, Musul’un o anda tek cami’i olan ve kardeşi I. Seyfeddin’in 1148 yılında tamir ettirdiği Eski Emeviye Camii’nin halkın ihtiyacına cevap vermediğini gördüğünden, Musul’da bir cami yaptırmaya karar vermiştir. Eski bir harabe ile etrafındaki pazar yerini satın alan Nureddin Zengî, şeyhi Muin-üd-devle Ömer Muhammed Müll’eyi müstevfi tayin ederek Şam’a dönmüştür. O yıl inşasına başlanan cami ve medrese, 1172′de tamamlanarak Nureddin Zengî’nin de hazır bulunduğu büyük bir törenle hizmete açılmıştır.

Bedreddin Lülü, daha sonra da Uzun Hasan tarafından 1476′da tamir ettirilmiştir. Osmanlı döneminde, 1640′ta elden geçirilen cami, salgın hastalık yüzünden halkın şehri terk etmesiyle harap olmuştur. 1738′de Hacı Hüseyin tarafından esaslı bir şekilde tamir ettirilmiştir. Zamanla son cemaat yeri yıkılan cami’in kalan revakları da 1854 yılında kaldırılarak, harimin batısına bir Kadiri tekkesi ile doğusuna talebe hücreleri yapılmıştır. 1942′de cami göçünce, Eski Eserler Müdürlüğü, mihrablar, minber, kapı-pencere çerçeveleri ile bir kısım alçı duvar süslemelerini Bağdad Irak Müzesi’ne nakletmiştir. 1944′de minare dışında cami’in bütün kalıntıları yıkılarak yerine avlunun güneyinde 4 minareli bir cami yapılmıştır.

“Ulu Cami, Musul’un ortasında 90 x 65 m. dikdörtgen, geniş bir avlunun güney tarafındadır. Ortasında mihrab önünde bir kubbesi, avlunun ortasında bir şadırvan, kuzeyde önemsiz bir ziyaret vardır. Güney-doğu köşesinde tuğladan, dört köşe bir kaide üzerinde silindirik gövdeli ve miğfer biçiminde külahı ile minare yükselir. Çeşitli tamirler geçirmiş olan camiin planı ve şekli zamanla değişmiştir. Güneyde kıble duvarındaki nef ve üst kenarlar, başlık biçiminde silmeli, sekizgen payeler ilk yapıdan kalmadır. Camiin eski mihrab kitabesinde, amele Mustafa el Bağdadi olarak ustanın adı ve 1148 tarihi okunmaktadır. Mihrabla, sekizgen payelerin başlık süslemeleri aynı üslûpta olup, camiin ilk yapıldığı 1148 ta­rihine işaret etmektedir. Bu, Seyfeddin Gazi Lin Musul’da hüküm sürdüğü zamandır. Bu durumda Sarre’nin ileri sürdüğü gibi onun cami’i başlatıp, mihrabı yaptırdığı, ölümü üzerine, yarım kalan yapıyı1170′de Musul’a gelen Nureddin’in tamamlamış olması ile camiin Nureddin Zengî’ye mal edildiği anlaşıl­maktadır. Nureddin Zengî zaman zaman Musul’a gelerek, yeğenleri arasındaki anlaşmazlıkları yatıştırmıştır. 1170′de kendisi Musul’da bulunuyordu.”

“Mihrab önündeki kubbe, sekizgen kubbe kasnağının içindeki zengin stuck süslemeler ve avludaki ikinci mihrab, Bedreddin Lülü zamanından 1223–59, diğer ştuk süslemeler, paye kaplamaların çoğu ve sonradan yapılan duvarlar, Akkoyunlulardan Uzun Hasan zamanından 1466–1478 kalmadır. Osmanlı döneminde de cami, 1640 ve 1844 yıllarında tamir görmüş olup, Musul’da Türk mimarisinin bütün devirlerini içine almaktadır. Avludaki mihrap esasında eski mihrabın aynı, yalnız niş ve kubbesi daha derindir. Üzerinde yalnız Kur’an kitabesi vardır. İbn Zübeyre göre, cami yapıldığı zaman avlusunda şadırvanı ve ortasında fıskiyesi vardı.”

Bugünkü cami, eski Ulu Cami’in yerine yapılmıştır. Cami’e girilen güney doğudaki taçkapı sembolik üç kemerli bir düzenlemeyle ele alınmıştır. Ortada, sütuncelerle desteklenen yüksek kemerli giriş kapısı yer almaktadır. Sivri kemer üçgenlerinde kıvrık dallarla işlenmiş bitki süslemeleri mevcuttur.

Ortadaki daha geniş, ikisi duvarlara gömülmüş 12 sütun üzerine oturan 11 sivri kemerli bir son cemaat yeri vardır. Düz örtülü son cemaat yerinin ortadaki geniş kemeri üstünde boş bir kitabelik mevcuttur. İki ucunda 2 hücre oluşturulmuştur.

Mihrab önü kubbe, diğer kısımlar düz örtülmüş dikdörtgen planlı bir harime sahiptir. Kıble ve kuzey duvarına yanları gömülmüş sütunlarla ortada 3 dizi sütun, mekânı mihraba paralel 4 nefe ayırmıştır. Kubbeyi taşıyan sekizgen payelerin üzerinde 4 tromp ve yüksek kasnak bulunmaktadır. Kubbe kasnağında 4 pencere açılmıştır. Payeler üzerindeki kemerler, sivri kemerden çok atnalı kemerleri hatırlatır. Üst kısmı tamamlanarak kıble duvarına yerleştirilen tarihi mihrab ve minber yağlı boya ile boyanmıştır. Kıble ve kuzey duvarında dörder, doğu ve batı duvarlarında üçer pencere açılmıştır.

Dışarıdan, kare blok halinde yükselen mihrab önü mekânı, sekizgen kasnaklı sivri bir kubbe ile örtülmüştür. Harimin 4 köşesinde 4 tuğla minare mevcuttur. Üzerinde süslemesi olmayan minarelerin demir parmaklıklı şerefeleri vardır. Taştan yapılan cami, dıştan yarım payelerle desteklenmiştir.

Information

May 8, 2008

Iki ırkın çiftleşmesiyle; Bilgi

Filed under: Uncategorized — admin @ 2:30 pm

Bilgi, insanın varlığı tanıma ve anlama isteği sonucu ortaya çıkan, düşünen özne ile nesne arasındaki ilişkidir. Özne; bilgiye yönelen, bilen insandır. Nesne; bilgiye konu olan, bilinen somut veya soyut tüm varlıklardır. İnsan başka bir varlığı düşündüğünde özne, başkası tarafından düşünüldüğünde nesnedir. Ayrıca insan kendisini de nesne edinebilir, kendisi hakkında ortaya bilgi koyabilir.

Nesnenin bilgisine ulaşılırken insan zihninde bir süreç yaşanır. Bu sürece bilmek denir. İnsan zihninde bilginin oluşmasını sağlayan, özne ile nesne arasındaki ilişkiyi kuran bağlara bilgi aktı denir. Algılama, düşünme, ayrıştırma, kavrama vb. bilgi aktına örnektirler.

Felsefenin bilginin doğası, kökenleri ve boyutları ile ilgilenen dalına Epistemoloji adı verilir.

Konu başlıkları


Bilgi Türleri

Varlık çok boyutlu, çok yönlüdür. Bilgi de varlığa ilişkindir. Bu nedenle bilgi, ait olduğu alan, elde edilişi, özne nesne ilişkisi ve bilgi aktı açısından çeşitli türlere ayrılır.


Gündelik Bilgi

Gündelik bilgi; belli bir yönteme dayanmadan, sadece duyum ve algıya dayanan bir bilgi türüdür. Gündelik bilgi, sezgisel ve deneyimsel (empirik) bir bilgi türüdür.

Romatizmalı bir insanın, yağmur ile romatizma ağrısı arasındaki neden-sonuç ilişkisini bilmeden yağmurun yağacağını söylemesi gündelik bilgidir. Ön yargılar ve batıl inançlar da gündelik bilgilerdir.Sevmek en güzel duygu sevmek yasamayı bilmek


Teknik Bilgi

İnsanın temel ihtiyaçlarını karşılamak ve günlük yaşamını kolaylaştırmak amacıyla araç gereç yapımı ile ilgili bilgidir. Teknik bilginin bilgi aktı yarardır. Teknik bilginin iki türü vardır.

  • Gündelik bilgiye dayalı teknik bilgi : İnsanın gündelik yaşantısındaki tecrübelere dayanarak araç gereç yapmasıdır.
  • Bilimsel bilgiye dayalı teknik bilgi : Bilimsel verilerden yararlanarak araç gereç yapılması ve insan hayatının kolaylaştırılması ile ilgili bilgidir. Mühendislik ve tıp bu alana girerler.

“İnsanın temel ihtiyaçlarını karşılamak ve günlük yaşamını kolaylaştırmak amacıyla araç gereç yapımı ile ilgili bilgidir. Teknik bilginin bilgi edimi yararlılıktır. Teknik bilginin iki türü vardır.(akt karşılığı türkçe sözcük edim olmalı.)”


Sanat Bilgisi

İnsanın çevresindeki olaylar ya da nesneler karşısındaki duygulanımlarını, heyecanlarını değişik biçimlerde ifade etmesiyle ortaya çıkan bilgidir. Örneğin edebiyat, resim, müzik alanlarındaki eserler gibi.


Dini Bilgi

Allahın insanlara peygamberler aracılığıyla, vahiy yoluyla bazı emir ve yasaklar bildirmesi şeklindeki bilgidir. Kutsal olanla bunun karşısındaki insanın konumunu ifade eder. Dinsel bilgiye kesin iman ile inanılır, eleştirisi yapılamaz. Bu tür bilgiyi inanç olarak değerlendirmek doğru olur.


Bilimsel Bilgi

Bilimsel yöntem ve akıl yürütme yoluyla varlıklar hakkında elde edilen bilgidir. Bilimsel bilgi nedensellik ilkesini kullanarak olgular üzerinde hipotezler üretir ve bunları deneyle sınar. Deneysel testleri geçen hipotezler bilimsel bilgi dağarcığına katılır.

Bilimler üç gruba ayrılır:

  • Formel bilimler: mantık, matematik
  • Doğa bilimleri: fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, astronomi
  • İnsan bilimleri : psikoloji, sosyoloji, antropoloji, iktisat

Özellikleri:

  • Bilimsel bilgi nesneldir. Bireyden bireye değişmeyip herkes için aynıdır.
  • Evrenseldir. Bilim herhangi bir milletin, ırkın malı değil bütün bir insanlığın malıdır.
  • Akla ve mantığa dayalıdır. Bilimsel olan akılsaldır.
  • Eleştiriye açıktır. Aksine kanıt gösterildiği zaman bilimsel bilgi geçerliliğini yitirebilir.


Felsefi Bilgi

Felsefi düşünce ile genel geçer ve kesinlikten uzak ama
önyargısız, iyi temellendirilmiş, güvenli ve tutarlı olarak ortaya konan bilgidir. Felsefi anlamda bilgi, Platon’un Theatetus diyalogundan beri gerekçelendirilmiş doğru inanç olarak tanımlanır. Bilgi, doğru ya da yanlış olma olasılığı olan sanı’dan farklıdır. Bilgi, doğruluğu yönünde yeterli gerekçelere sahip olunan inanç veya iddiadır.

Özellikleri:

  • Her sorunu aklın süzgecinden geçirir.
  • Açıklamalarında bitmişlik ya da kesinlik yoktur.
  • Sistemli, düzenli ve birleştirilmiş bir bilgidiir


Dış kaynaklar

  • Bilim, Bilgi

Yeri 4 sütunludur ve; Danneel Harris

Filed under: Uncategorized — admin @ 12:05 pm

Ella Danneel Harris (18 Mart 1979 Lafayette, Louisiana, ABD) Amerikalı oyuncu.


Filmografi

  • Harold & Kumar 2 (2008)
  • Ten Inch Hero (2007)
  • Parental Guidance Suggested (2007)
  • One Tree Hill (2005)
  • Rule Number One (2005)
  • Charmed (2005)
  • JAG (2005)
  • Joey (2005)
  • One Life to Live
  • What I Like About You (2004)
  • The Plight of Clownana (2004)


Dış Bağlantılar

  • TV.com / Danneel Harris

Information

May 6, 2008

De tek namluludur. Basit; Çekim programı

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 1:00 am

Çekim proglamı bir film üretimi için her günün çekiminin bir proje planıdır. Üretim yöneticisine üretim programını idare etmesi için rapor eden asistan yönetmen tarafından yaratılır ve idare edilir. İki programda nerde ve ne zaman üretim kaynaklarının kullanıldığını belirterek bir zaman çizgisini gösterir.

Information

May 5, 2008

Olan çeşitli; Destari Mustafa Paşa

Filed under: Uncategorized — Tags: , , — admin @ 10:15 pm

Destari Mustafa Paşa, Osmanlı Devleti’nde I. Ahmet’in padişahlığı döneminde vezirlik yapmış olan devlet adamı (ö:1614).

Destari Mustafa Paşa, birçok dönemdaşı devlet adamı gibi Enderun’da eğitim almıştır. Mirahorluk, Beylerbeyliği, Sadaret Kaymakamlığı, Kubbe Vezirliği ve Vezirlik gibi çeşitli devlet kademelerinde görev yapan paşa saraya damat da olmuştur.

1614 yılında öldürülmüş olan Destari Mustafa Paşa’nın türbesi, İstanbul’un Eminönü ilçesinde Şehzadebaşı camisi avlusunda bulunmaktadır.

Information

May 4, 2008

Caddesi ile Topkapı caddesi; Bayezid Ağa Camii

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 11:50 am

Fatih devrinde 1453′de yapılan cami, Topkapı meydanında, Topkapı caddesi üzerindedir. Caddeden ferforje bir avlu kapısı vardır. Avluda sağda abdestlik bulunmaktadır.

Kırma çatılı kesmetaş yapı karedir,minaresi sağdadır, iki sıra pencerelidir. Caminin son cemaat yeri bir sundurmadır ve buranın girişi de küçük bir sundurmadır.

Fatih Sultan Mehmed’in sekbanbaşısı Bayezid Ağa yaptırmıştır ve kabri caminin kıble tarafındadır. Tuvalet dışardadır. Caminin karşı tarafında Gazi Ahmet Paşa Camii ve Külliyesi vardır.

Information

May 2, 2008

Son cemaat yeri; Seventh Son of a Seventh Son

Filed under: Uncategorized — Tags: , , — admin @ 2:25 pm

Seventh Son of a Seventh Son, İngiliz heavy metal grubu Iron Maiden’ın yedinci stüdyo albümüdür. 11 Nisan 1988 tarihinde yayımlanmıştır. Adrian Smith’in 1999 yılında gruba dönmeden önce yaptığı son albümdür. Prodüktörlüğünü Martin Birch yapmıştır.

Albüm İngiltere listelerine 1 numaradan, ABD listelerine ise 12 numaradan girmiştir. Albümden çıkan single’lar “Can I Play With Madness”, “The Evil That Men Do”, “The Clairvoyant” (Canlı) ve “Infinite Dreams” (Canlı) listelerde ilk 10′a girmiştir.

Konu başlıkları


Parçalar

  1. “Moonchild” (Adrian Smith, Bruce Dickinson) – 5:39
  2. “Infinite Dreams” (Steve Harris) – 6:09
  3. “Can I Play with Madness” (Smith, Dickinson, Harris) – 3:31
  4. “The Evil That Men Do” (Smith, Dickinson, Harris) – 4:34
  5. “Seventh Son of a Seventh Son” (Harris) – 9:53
  6. “The Prophecy” (Dave Murray, Harris) – 5:05
  7. “The Clairvoyant” (Harris) – 4:27
  8. “Only the Good Die Young” (Harris, Dickinson) – 4:41


Müzisyenler

  • Bruce Dickinson – vokaller
  • Dave Murray – gitar, gitar sintisayzır
  • Adrian Smith – gitar, gitar sintisayzır, geri vokaller
  • Steve Harris - Bas gitar, geri vokaller
  • Nicko McBrain – davul


Kaynak


Dış bağlantı

  • Albümdeki parçalara ait şarkı sözleri

May 1, 2008

Mezarlıktır.; Devlet mezarlığı

Filed under: Uncategorized — Tags: , — admin @ 10:40 am

Devlet mezarlığı, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanları ile Atatürk’ün silah arkadaşlarının (Kurtuluş Savaşı sırasında en az tümen komutanlığı yapmış 61 komutanın) mezarlarının yer aldığı 1988 yılında hizmete açılmış anıt-park niteliğindeki mezarlıktır. Ankara’da, Atatürk Orman Çiftliği arazisi içinde yer alır. 536.000 metrekarelik alanda yer alan ve 356.000 metrekaresi yeşil alan olan park, halka açıktır. Milli Savunma Bakanlığı tarafından yönetilir.

Devlet Mezarlığı yaptırılması için 10 Kasım 1981 tarihinde 2549 Sayılı Kanun hazırlanmıştır. Mezarlık için Milli Savunma Bakanlığı’nın 1982 yılında açtığı yarışma sonucu 42 proje arasından seçilen Y.Müh.Mimar Özgür Ecevit ile, Y.Ziraat Müh. Ekrem Gürenli’nin projesi uygulanmıştır. Bu projede İslam kültürüne uygun olarak gösterişli mezarlardan kaçınılmış, işlevsel olmayan anıtsal formlar kullanılmamış ve hüzünlü bir hava oluşmamasına dikkat edilmiştir. 30 Ağustos1988 günü devlet töreni ile hizmete açılmıştır.

Konu başlıkları


Cumhuriyet Tarih Yolu

Park içinde, 19 Mayıs 1919’dan Cumhuriyetin kurulduğu güne kadar olan tarih döneminde ülke tarihi açısından önemli olaylar heykel ve simgelerle canlandırılmıştır. Cumhuriyet Tarih Yolu olarak adlandırılan bu alan, Türkiye’deki ilk büyük kapsamlı heykel düzenlemesidir. Bu düzenleme için 600ton Marmara mermeri kullanılmıştır. Mezarlık alanındaki heykeller, Prof.Dr.Rahmi Aksungur tarafından yapılmıştır. Heykel düzelenmesinin uygulanmasında ayrıca şu heykel sanatçılarının emeği geçmiştir: Ayla Aksungur, Ömer Yavuz, Elvide Akdağ, Ulaş Korkmaz, Mustafa Yılmaz, Deniz Erol, Ferit Yazıcı.

Cumhuriyet Tarih Yolu’ndaki ilk heykel, Atatürk’ün Samsun’a çıkışını ifade eden bir kayadır. Kayanın gölgesi, haritadaki Samsun limanının siluetini ortaya çıkarır. Kayadaki bir delik, gölgenin içinde bir ışık belirmesine neden olur. Özelikle 11:00-14:00 saatleri arasında bu ışık, Atatürk’ün profili olarak belirir. Böylece Atatürk’ün Samsun’a çıkışı toprağa düşen nur olarak canlandırılmıştır. 19 Mayıs bölümünden sonra Kongreler Bölümü yer alır. Bu bölümdeki iki basamak, Kongreler sonucu Meclis’in kurulmasını simgeler. Kongreler bölümünden sonraki Savaşlar Bölümü’nde 5 sütun yer alır. Sütunların üzerinde Nutuk’tan sözler vardır. Bölümün sonundaki heykel, Lozan Anlaşması’nı simgeler; sağda ve soldaki rölyeflerin her biri ise bir savaşı anlatmaktadır. En son heykel bölümünde “Cumhuriyet” tek bir soyut heykel ile sembolleştirilmiştir.


Devlet Mezarlığı Müzesi

Devlet Mezarlığı’nda yer alan müzede defnedilen Cumhurbaşkanları ve Kurtuluş Savaşı Komutanlarına ait eşyalar, resimler ve dergiler sergilenir.


Karadeniz Havuzu

1931 yılında Atatürk tarafından yaptırılan Karadeniz Havuzu adlı havuz, devlet mezarlığı inşaatı sırasında restore edilmiştir. Çevresi, dinlenme havuzu olarak kullanılmaktadır.


Tören Alanı

Mezarlık alanı sınırlarındaki tören alanı üzerinde otağ çadırı formunda tasarlanmış bir yapı bulunur. Simge olarak adlandırılan sekizgen planlı bu yapı, tören alanını güneş ve yağmurdan korur. Simgenin altındaki Anısal Duvar, mezarlıkta yatanların adlarından oluşmuş, bitmemiş bir duvar görünümündedir. Her yeni Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı için yeni bir taş konularak örülmesine devam edilmektedir. Böylece Cumhuriyet’in sürekliliği ifade edilir.

Mezar alanlarına giden tören yolunun iki yanında İstiklal Savaşı’nı simgeleyen iki heykel grubu, Cumhurbaşkanları mezar alanı içinde cumhuriyetin gelişimini simgeleyen heykel ve 25 metre uzunluğundaki bayrak direği bulunur.


Devlet Mezarlığı’na kimler defnedilebilir?

Devlet Mezarlığında 61 Kurtuluş Savaşı Komutanı ve 60 Cumhurbaşkanı mezarı hazırlanmıştır. 2006 Yılında Yapılan Kanun değişikliğile artık Başbakanlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlarıda defnedile bilinecektir.

Mezarlığa 3 Cumhurbaşkanı defnedilmiştir: Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk.
Eski başbakanlardan Bülent Ecevit de ölümünden sonra buraya defnedilmiştir.

Mezarlığa defnedilecek Kurtuluş Savaşı Komutanları 1988 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenmiştir. Devlet Mezarlığında mezarı bulunan komutanlar şunlardır:

  • 1 Fevzi ÇAKMAK Müşir (Mareşal) 1922

(Ailesinin isteği doğrultusunda Devlet Mezarlığı’na değil, İstanbul’daki Eyüp Sultan Mezarlığına defnedilmiştir.)

  • 2 Cevat ÇOBANLI Birinci Ferik (Orgeneral) 1926
  • 3 Yakup Şevki SUBAŞI Birinci Ferik (Orgeneral) 1926
  • 4 Fahrettin ALTAY Birinci Ferik (Orgeneral) 1926
  • 5 Kâzım ÖZALP Birinci Ferik (Orgeneral) 1926
  • 6 İzzettin ÇALIŞLAR Birinci Ferik (Orgeneral) 1930
  • 7 Mehmet Kâzım ORBAY Orgeneral 1935
  • 8 Orgeneral Abdurrahman Nafiz GÜRMAN Orgeneral 1940
  • 9 Salih OMURTAK Orgeneral 1940
  • 10 Mustafa MUĞLALI Orgeneral 1942
  • 11 Cemil Cahit TOYDEMİR Orgeneral 1942
  • 12 Sabit NOYAN Orgeneral 1945
  • 13 Korgeneral Kâzım KARABEKİR Birinci Ferik 1927
  • 14 Ali Fuat CEBESOY Birinci Ferik 1926
  • 15 Kâzım İNANÇ Ferik (Korgeneral) 1924
  • 16 Şükrü Naili GÖKBERK Ferik (Korgeneral) 1926
  • 17 Ali Hikmet AYERDEM Ferik (Korgeneral) 1926
  • 18 Kemalettin Sami GÖKÇEN Ferik (Korgeneral) 1926
  • 19 Ahmet Naci ELDENİZ Ferik (Korgeneral) 1927
  • 20 Nihat ANILMIŞ Ferik (Korgeneral) 1928
  • 21 Korgeneral Mehmet Kâzım DİRİK Ferik (Korgeneral) 1928
  • 22 Nazmi SOLOK Ferik (Korgeneral) 1930
  • 23 Ahmet Naci TINAZ Ferik (Korgeneral) 1930
  • 24 Ahmet DERVİŞ Ferik (Korgeneral) 1930
  • 25 Mehmet Kenan DALBAŞAR Ferik (Korgenenal) 1931
  • 26 Ömer Halis BIYIKTAY Ferik (Korgeneral) 1934
  • 27 Yusuf İzzet MET Mirliva (Tümgeneral) 1915
  • 28 Refet BELE Mirliva (Tümgeneral) 1922
  • 29 Şükrü SAKARYA Mirliva (Tümgeneral) 1921
  • 30 Selâhattin ADİL Mirliva (Tümgeneral) 1923
  • 31 Kâzım SEVÜKTEKİN Mirliva (Tümgeneral) 1922
  • 32 Osman Nuri KOPTAGEL Mirliva (Tümgeneral) 1922
  • 33 Hüseyin Nurettin ÖZSU Mirliva (Tümgeneral) 1922
  • 34 Mehmet Sabri ERÇETİN Mirliva (Tümgeneral) 1922
  • 35 Mürsel BAKÛ Mirliva (Tümgeneral) 1922
  • 36 Halit KARSIALAN Mirliva (Tümgeneral) 1922
  • 37 Âşir ATLI Mirliva (Tümgeneral) 1925
  • 38 Akif ERDEMGİL Mirliva (Tümgeneral) 1927
  • 39 Sıtkı ÜKE Mirliva (Tümgeneral) 1927
  • 40 Mehmet Suphi KULA Mirliva (Tümgeneral) 1927
  • 41 Cavit ERDEL Mirliva (Tümgeneral) 1927
  • 42 Alâattin KOVAL Mirliva (Tümgeneral) 1927
  • 43 Osman Zati KORAL Mirliva (Tümgeneral) 1926
  • 44 Ahmet Zeki SOYDEMİR Mirliva (Tümgeneral) 1927
  • 45 Nazif KAYACIK Mirliva (Tümgeneral) 1928
  • 46 Mehmet Hayri TARHAN Mirliva (Tümgeneral) 1929
  • 47 Münip ÖZSOY Albay 1921
  • 48 Veysel ÖZGÜR Albay 1921
  • 49 Hacı Arif ÖRGÜÇ Albay 1921
  • 50 Şerif YAÇAĞAZ Albay 1921
  • 51 Ethem Serbet BORAL Albay 1921
  • 52 Ahmet Nuri ÖZTEKİN Albay 1921
  • 53 Mehmet Nâzım Şehit Albay 1921
  • 54 Hasan Mümtaz ÇEÇEN Albay 1921
  • 55 Reşat ÇİĞİLTEPE Albay 1922
  • 56 İbrahim ÇOLAK Albay 1922
  • 57 Mehmet Hulusi CONK Albay 1922
  • 58 Halit AKMANSÜ Albay 1922
  • 59 Mehmet Nuri CONKER Albay 1920
  • 60 Ahmet Fuat BULCA Albay 1924
  • 61 Mahmut Nedim HENDEK Şehit Kaymakam (Yarbay)


Kaynak

Milli Savunma Bakanlığı

Sünbüli tekkesi; Manisa

Filed under: Uncategorized — Tags: — admin @ 2:40 am

Manisa (Magnesia) Manisa ilinin merkezidir. Şehzadeler şehri Manisa olarak da bilinir. Nüfusu 245,467′dir. Şifalı Mesir Macunu ve Üzümü meşhurdur.

Konu başlıkları


İklim

Ege iklimi özellikleri taşıyan Manisa’da yıllık sıcaklık ortalaması 16,8 °C’dir.

Ege bölgesi içinde geniş bir alanı kapsayan Manisa İlinde, Akdeniz iklimi ile beraber İç Anadolu’nun karasal iklim özellikleri egemendir. Ovalar ve ovaları çevreleyen vadilerde, karasal nitelikli Akdeniz İklimi görülürken, yüksek dağlık bölgeler ve platolar ile kuzey ve kuzey doğusunda ki dağlar ve platolarda İç Anadolu’nun karasal nitelikli iklimin etkileri görülür.

Batıdan doğuya doğru gidildiğinde toprak, iklim ve topografya gibi çevre koşulları yavaş yavaş değişmeye başlar. Bu değişime bağlı olarak, bitki örtüsü de değişir. Bitki örtüsü batıdan doğuya doğru ova bitkileri, makiler, ormanlar ve alpin bitkilerinden oluşur. Bu düzenli bir sıra biçiminde birbirini izlemez. Egemen bitki örtüsü ormanlar ve makilerdir.

Doğal bitki örtüsünün büyük çoğunluğu, kuraklığa dayanıklı, sert yapraklı, sürekli yeşil kalan Akdeniz Bitki türleridir. Çok güzel bir şehirdir.
İl’de ortalama sıcaklık 16.8 °C’dir. En sıcak aylar, ortalama sıcaklığın 30 °C’nin üzerine çıktığı Haziran. Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması kışın (Ocak Ayı) 6 °C’nin altına düşmez. Yılda ortalama 25 gün donlu geçer. Yılda ortalama 107.5 gün sıcaklık 30 °C’nin üzerindedir. Ortalama olarak yılın 91 günü yağışlı geçmektedir. Yıllık ortalama yağış miktarı m² ye 750.3 kg’dır. En fazla yağış Aralık, Ocak ve Şubat aylarında görülür.


Tarihi

Medeniyetler, krallıklar, devletler, beylikler, eyaletler ve vilâyetler… Manisa’dan kimler geldi kimler geçti.. Taht uğruna Manisa sarayında doğan nice şehzade bir gül goncası dahi olamadan soldurulup giderken geride Niobe gibi acıdan taşlaşmış analar vardı. Yunan baştan aşağı Manisa’yı yakıp yıkıp öldürürken, bebeleri ana karnında katlederken, İstiklâl Savaşına gidip de dönmeyen nice evlâtların ardından geriye ne analar kaldı acıdan tunçlaşmış. Acılarını susup uzaklara bakarak, sorulduğunda “Vatan sağolsun” diyerek, tütün kırıp üzüm şırası çiğneyerek yüreklerine bastılar. Hititliler, Lidyalılar, Persler’den sonra bölgede Bergama Krallığı kuruldu.

Manisa ve yöresinin tarih öncesi ile ilgili ilk bilgi, Salihli Sindel Köyü’nde bulunan Paleolitik Çağ’a (Yontma Taş Devri) ait fosil ayak izleri yörede insan topluluklarının yaşadığıni kanıtlayan ve yaklaşık 26.000 yıl öncesine tarihlenen buluntulardır. Kırkağaç Yortan Köyü’nde bulunan mezarlar ise, farklı bir mezar kültürü olan Tunç Devri’ne aittir.

Hermessos ve Kaikos ya da bugünkü adıyla Gediz ve Bakırçay vadilerinde kurulmuş olan Tantalis (Manisa) ve Thyateira (Akhisar) bölgede bilinen ilk yerleşimlerdir.

Manisa’nın, Yunanistan’ın Teselya Bölgesi’ndeki Pelion Dağı civarından göç eden Magnetler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Bölge M.Ö. 1450-1200 yıllarında Hititlerin etkisinde kalmıştır. Kybele bereket tanrıçası kabartması yöredeki Hitit varlığın göstermektedir. M.Ö. 1200′lerde ise Lidyalılar gelmiş ve Kızılırmak’a kadar bütün Batı Anadolu’ya egemen olmuşlardır. Tarihte, devlet güvencesinde ilk parayı basan Lidya Krallığı’nın başkenti bugünkü Sardes (Sart) şehriydi. Paktalos (Sart) Çayı’ndan çıkarılan altın madeni ile ünlüydü. Lidya Krallığı gücü ve zenginliğiyle ünlü son Kral Krezüs’ün adıyla özdeşleşmiştir. Ancak M.Ö. 546 yılında Persler tarafından yıkılmıştır. İrili ufaklı çok sayıda tümülüsün yer aldığı Bintepeler Mevkii bu devri simgeleyen eserleri barındırmaktadır.

Bölge; M.Ö. 546 yılından M.Ö. 334 yılına kadar Pers egemenliğinde kalmıştır. Sardes bu dönemde de önemli bir ticaret merkezidir. M.Ö. 334′de Trakya üzerinden Anadolu’ya geçen Büyük İskender, Pers ordularını yenerek Suriye’ye doğru ilerlemiş ve Pers egemenliğine son vermiştir. Büyük İskender’in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra satraplıkların birbirleriyle mücadelesi M.Ö. 301 yılında İskender İmparatorluğu’nun sonunu getirmiştir.Bu döneme ait en önemli eser Sardes Örenyeri’ndeki Artemis Tapınağı’dır.

Daha sonra Bölge Bergama Krallığı’nın egemenliğine girmiştir. Bölgenin önemli kentlerinden Philadelphia’ya (Alaşehir) ismini dönemin krallarından II. Attalos Philadelphos vermiştir. Bergama Krallığı III. Attalos’un ölümünden sonra (M.Ö. 133), vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğu’nun yönetimine devredilmiştir. M.S. 17 yılında meydana gelen büyük depremde bölgedeki Magnesia, Thyateira, Philadelphia ve Sardes gibi bütün yerleşimler büyük ölçüde yıkılmışsa da İmparator Tiberius’un katkılarıyla yeniden inşa edilmiştir.

M.S 395 yılında Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan Manisa, 1313 yılının 25-26 Ekim tarihlerindeki Regaip Kandili gecesi Saruhanbey komutasındaki askerler tarafından fethedilmiş ve Saruhanoğullarının merkezi olmuştur. Ulu Cami ve Medresesi, Mevlevihane ve Çukur Hamam Saruhanoğullarından günümüze kalanlardır. 1392 yılında Yıldırım Beyazıd tarafından Osmanlı topraklarına katılan şehir Ankara Savaşı sonrası iade edilmiş, Çelebi Mehmet 1412 tarihinde geri almıştır.

Artık Manisa, Saruhan Sancağı adı altında Osmanlı Devletine padişah yetiştiren bir şehzadeler şehridir. II. Murat, Fatih Sulatn Mehmet, Kanunu Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat, III. Mehmet ve I. Mustafa gibi daha sonra Osmanlı tahtına oturmuş padişahların da içinde olduğu 16 şehzade Manisa’da sancakbeyliği yaptı.

Kolay değildi sancakbeyi olmak. Saruhan eyaleti minyatür bir Osmanlı Devleti gibi düşünülüyor, şehzadeler lalaları ve hocaları tarafından bir padişah olarak yetiştiriliyordu. Şehzadeye hem devlet hem başkent görevi yapan Saruhan Eyaleti işte bu dönemde en büyük kısmetlerini doğal olarak alıyordu. Hanlar, hamamlar, kervansaraylar, camiler, medreseler, imarhaneler, bimarhaneler, aşevleri, yetimhaneler, sıbyan mektepleri ile hem şehzade tarafından hem de şehzadenin annesi veya diğer yakınları tarafından donatılıyordu. Sarayların, köşklerin, konakların, çeşmelerin, arastaların içinden Manisa her sabah yeniden doğuyordu. 1300 lü yıllarda bölgeye gelen İbn Batuta bağların, bahçelerin, akarsuların, Spil dağının güzelliklerini anlata anlata bitiremez. Nasıl anlatmasın ki; devir, ağaçlara elden geldiğince zarar vermeden yer açılıp 2 katlı, şahnişli ev, konak yapma zamanı idi. Önemli olan gölgeli kocaman ağaçları olan bahçenin büyük olması içinde şıkır şıkır suların akması idi. Şimdiki gibi, elde çam fidanı apartımanlar arasında yarım metrekare yer bulsam da dikebilsem diye aranma zamanı değildi. İbn Batuta Magnesia (o zaman ki adı)’ya geldiği zaman Saruhan Beyliği zamanıdır. Saruhan Bey’in bayram arefesinde, bir kaç ay önce ölen oğlunun türbesinde eşi ile sabahladığını anlatır ve devam eder:
“Çocuğun cesedi tahnit edilerek kalaylı demir kaplı tahta bir tabut içine konmuş ve cesetten çıkan kokunun kaybolması için çatısı örtülmemiş bir kubbeye asılmıştı. Bir süre sonra çatı örülecek, tabut yere indirilerek ortaya konacak, üstüne de ölenin elbiseleri örtülecekti. Birçok hükümdar için böyle yapıldığını daha önce de görmüştüm.”

Arap seyyah İbn Batuta’nın gördüğü eski bir Türk geleneği idi. Hatta Mevlâna ve ilk Osmanlı padişâhları hep böyle gömülmüştü. Üstâdımız Evliya Çelebi ise Manisa’yı bize şöyle anlatır:
“Sihirli Kale’nin bulunduğu puslu dağın eteğinde doğudan batıya doğru tıpkı Bursa şehri gibi kurulmuş müzeyyen bir şehirdir. 6660 kadar güzel evlerden meydana gelmiş tamamı 60 mahalledir. Baştan başa saraylarla süslü şehir, temiz, iki katlı, kiremit çatılı evleri ile çok hoştur. Bunlar birbiri üzerine kale dağına yapılmış haneler olup yüzleri baştan başa balkon ve pencere ile kaplıdır. Bu evler kuzey taraftaki ovada akan Gediz nehrine bakar. Bu ova bağ ve bostanlarla ve reyhan, gül gülistan mamur köylerle dolu, bol mahsul veren münbit bir ovadır. Evlerin pencerelerinden bu ova seyredilirken insan hayat bulur. Bu şehirde sultanların, vezirlerin ve mühim şahsiyetlerin yaptırdıkları camilerle beraber tam beş yüz mabed vardır. Şehrin doğu cihetinde yüksek bir mesirede bir büyük Hazreti Mevlâna tekkesi vardır. Fevkalade ferah bir mevlevihanedir. Semahanesi ve birçok fukara odaları ile mamurdur. Eski zamanlarda kilise imiş. Suyu ve havası lâtif, cennet bahçesi gibi güzel, dervişlerin oturduğu bir yerdir. Şehrin her tarafı buradan görülür. Kalealtı pazarı meydanında altlı ve üstlü ferah ve havadar kahvehaneler vardır. Herbirinin fıskiyeli şadırvanları, havuzları olan süslü kahvehanelerdir. Burada vilâyetin bütün ileri gelenleri ve okumuş kişileri birbirleri ile tanışıp çay içerler. Her birinde dört mahfil yapılmış olup, birinde saz çalıp şarkı söyleyenler, birinde raks eden güzeller, birinde kıssa anlatan meddahlar, birinde de gazel okuyan şairler vardır. Bunlar işte böyle ilim irfan yuvası kahvelerdir. Fakat Karaköy’deki kahve Kalealtı kahvelerinden daha güzeldir. Bunun dünya üzerinde emsali yoktur. Bu eşi bulunmaz kahve, cennet gibi olup kuş kafesleri ile süslüdür. Vilâyet ahalisinin ekserisi kanaat sahibi, sanaat sahibi, ibadet sahibi olup, dostluğa kıymet verirler. Halk kazancını ekseriya el tezgâhlarında Manisa Alalacası isimli kumaş dokuyarak temin eder.

Üstâdın anlattığı Manisa ile bugünkü Manisa arasında Spil dağı kadar fark var. Şehrin içindeki şu bir avuç yeşil ağaç da Türkiye’de efsane olmuş Manisa Tarzanı’nın eseri. Hakkında kanun kaçağından karşılıksız aşk efsanesine kadar bir sürü söylence olan Manisa Tarzanı aslında Kerkük Türklerindenmiş. Kurtuluş Savaşında cepheden cepheye giden Kerkük Türk’ü Ahmet Bedevi, Yunan Manisa’dan def edildikten sonra Manisa’da kalır ve enkazın kaldırılmasında canla başla tıpkı cephedeymiş gibi çalışır. Daha sonra elinde taze fidanlar, çeltikler ile Manisa’nın yanan kavrulan ağaçlarının yerine yenilerini dikmeye başlar. Bu artık onun için bir ibadet gibidir.


Dış bağlantılar

  • MANİSA Gölmarmara ESELER (İsalar) KÖYÜ
  • Manisa Esnaf Rehberi
  • Akhisar İlçesi Şehit ve Gazileri için hazırlanmış site
  • Manisa - Kasaba | Turgutlu İlçesi Hakkında Her şey Burada…
  • Manisa - Kasaba | Turgutlu Forumu


İlçeler

Merkez (245,467), Ahmetli (10,018), Akhisar (72,583), Alaşehir (36.220), Demirci (22.309), Gölmarmara (10.455), Gördes (10.203), Kırkağaç (24.900), Köprübaşı (4.169), Kula (25.140), Salihli (110,233), Sarıgöl (10.100), Saruhanlı (12.470), Selendi (7.030), Soma (65.300) ve Turgutlu (107,011).

adres açıklaması
Şehrin ise bir diğer ayrıcalığı, Manisa adını bir mühür gibi üstüne vuran Mesir Macunudur.

Macunlar, eski çağlardan beri gerek Anadolu’da gerekse Hind, Mısır ve Mezopotamya’da hastalıklara karşı ve kuvvet verici olarak kullanılmıştır.

Selçuklu ve Osmanlılar zamanında, Anadolu’da en iyi mâcunu ilk Türk eczâcıları yaparlardı. Macunculuk Türklerde ayrı bir esnaflık kolu olup, Evliyâ Çelebi zamânında İstanbul’da 300 macuncu dükkanı bulunmaktaydı. Mesir macunu, târihî Türk tıp geleneklerine bağlı olarak, on altıncı yüzyılda meşhur hekim Merkez Efendi tarafından yapılmış şifâlı bir terkiptir.

Kânûnî Sultan Süleyman Han, Manisa’da hastalanan annesi Hafsa Sultan için devrin hekimlerinden Merkez Efendiye bir ilâç yapmasını emreder. Merkez Efendi de 41 çeşit baharattan şifâlı bir macun yapar. Hafsa Sultan bu macunu kullanarak iyileşir. Bunun üzerine Kânûnî Sultan Süleyman, bu macundan herkesin istifâde etmesi için, her yıl şenlik düzenlenmesini irâde eder. Bu târihten itibâren her yıl mesir şenliklerinde, geleneklere bağlı kalınarak, halka mesir macunu dağıtılmaya başlandı.

Nevruz günü bu macundan yiyeni yılan, çıyan gibi zararlıların bir yıl boyunca sokmayacağı, çocuğu olmayanların olacağı, hastalıklardan iyileşileceği, bekâr kızların o yıl içinde evleneceği ve dahi o yıl grip dahil hastalanılmayacağı inancı ile yenilen Mesir Macunu Manisa halkı için ayrıcalık değil de nedir? Bu kudretli macunun macerası 475 yıl önce başladı. Kırım Tatar Türklerinin Hanlarından Mengili Giray’ın kızı, Yavuz Sultan Selim’in karısı ve Kanunî Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan, 1522 yılında Manisa’da Sultan Camii adıyla büyük bir cami yaptırır. Caminin çevresini de okul, imaret, hamam, akıl hastanesi gibi hayır eserleriyle donatır. O zaman tımarhane denilen akıl hastanesinin başına, devrin tanınmış bilgin ve doktorlarından Şeyh Merkez Efendi’yi getirir. Asıl adı Muslihiddin Musa olan Merkez Efendi, aynı zamanda gönül sahibi, erenlerden olgun bir kişidir. Hastanedeki delileri, müzikle, şiirle tedaviye çalışır, hastanesinde bir saz ekibi kurdurur. Bir gün, Ayşe Hafsa Sultan ağır bir hastalığa yakalanır. Hiçbir hekim derdine çare bulamaz. Devrin bilginlerinden Sümbül Efendi’ye baş vururlar. Sümbül Efendi:

  • Manisa’da hekim Muslihiddin Musa bilir ancak… Ona danışın, der.

Gelirler Manisa’ya. Doğruca tımarhaneye giderler. Bir de ne görsünler… Hekim Muslihiddin Musa avlusuna toplamış delileri, koca taş dibekte, baharat dövdürmekte. Selam verip beklerler. Merkez Efendi, dövülen baharatı alır, balla, şekerle kaynatarak macun yapar. Hastane kapısında bekleşen hastalara teker teker dağıtır. Artanını da İstanbul’dan gelen konuklara verir:

  • Alınız, bu macunları, tiz saraya götürünüz, Valide Sultan’a yedirirseniz bir şeyciği kalmaz. Gerçekten de Ayşe Hafsa Sultan, macunları yedikten sonra, şifa bulur. Derdinden kurtulur, Merkez Efendi’yi de İstanbul’a çağırır.

O gün bugündür, bu şifalı macunlara “Mesir Macunu” denir. İçerisinde, 41 çeşit baharın bulunduğu bu macunlar ince kağıtlara sarılarak halka dağıtılır. İstek çok olunca, bunun yılın belirli bir ayında Sultan Camii minarelerinden atılması gelenek halini alır. Her yıl Manisa’da, nisan ayının son haftasında yapılan Mesir şenliklerinde bu geleneğe uyularak, macunlar hazırlatılır ve minarelerden atılır. Binlerce insanın kapıştığı bu macunların her derde deva olduğu inancı, bugün de halk arasında yaygındır. Türbesi İstanbul’da adını taşıyan caminin bahçesinde olup, Manisa halkına yarayan Merkez Efendi’nin dağıtılan şifâlı mesir macununun terkibi ise; anason, hindistancevizi, hindistan çiçeği, çivit, çöpçini, çörekotu, dar-ı fülfül, hardal, tohum, havlican, hıyarşenbe, kakule, kalbarda, karabiber, karanfil, kebabe, kimyon, kırımtartar, kişniş, Iimontuzu, iksir, mailleziz, meyanbalı, portakal kabuğu, ravend kökü, safran, sakız, sarı hajile, sinameki, şamlı, şeker, rezene, tarçın, tarçın çiçeği, teke mersini, tiryak, udülkahar, vanilya, yenibahar, zencefil, zerde çöp, zulumdur. Mesir Macunu nelere kâdir değildir?

Her ne hikmetse Merkez Efendi yaptığı macuna Manisa’nın ayrı bir efsanesi olan o kocaman kocaman taneli, uzun uzun kehribar renkli üzümlerinden koymamış. Öyle bir efsane k